12.11.2005
Tuhaf.....
Okuduğum pek çok yazı, dinlediğim kişilerin büyük bir bölümü sonbahardan dökülen yapraklardan ve hüzünden bahsediyor....
Dostlarım, insan hüzünlü olmak istesin, sonbahar dökülen yapraklar falan bahane.
Bakmayın siz denilenlere, yazılanlara havanın daha karanlık oluşuna ve sarı yapraklara. Sonbahar çok bir güzel mevsimdir.Bu kadar çok renk yeşilin, sarının,turuncunun, kızılın ahengi, her yer muhteşem resimlerle dolu her baktığınız ağaç bir renk cümbüşü. Tabiat ananın bize bahşettiği muhteşem sanat eserleri. Bakmaya doyamıyor insan, her bir dalın her bir yaprağın resmini çekip günlerce bakmalı. Bir de bu güzellikler çok kısa süre ile bizimle beraberler, o nedenle kaçırmamak lazım.
Dostlarım, işinizde veya evinizde oturup kederleneceğinize fırsat buldukça atın kendinizi dışarı kaçırmayın. Ancak bir kaç gün daha var bu güzellikler, çıkın dışarı bırakın yapraklar üzerinize dökülsün her birine iyice bakın ne kadar güzeller. Ve ne kadar güzel bir mevsim sonbahar.
Yaprak, yağmur ve mis gibi kokan toprağı çekin içinize, kıyı bile daha başka güzel...
Her güzel şeyi uzaklarda arayan varlık insan, uzakta ve zor ulaşılan olan nedense hep güzel gelir insana.. Ne yalnış, ne büyük bir hata, en güzel şeyler tam yanımızdadır, yeterki biz onları görelim, aynen şu güzeller güzeli şehrimiz gibi... Bu şehir herşeyi barındırır içinde ne kadar da güzeldir. Her aradığınız vardır onda tıpkı sonbahar gibi. Oysa biz onu yerden yere vurup her güzelliğin onun dışında olduğuna inanırız. Hiç bu güzel şehri tanımaya fırsatınız oldu mu ? Tavsiye ederim bir deneyin...
Ne şansılıyız ki bizler dört mevsimi de yaşayabildiğimiz bir coğrafyada yaşıyoruz, her bir mevsimin güzelliklerini yaşıyoruz ama gören kim!!!
Silkinin ve kalkın, bakın bir muhteşem mevsim ve ahenk var dışarıda çıkın ve hissedin yaşayın onu...
Dostlarım, bakıyorum da, insanlar "farkındalık" seminerlerine, derslerine gidiyorlar, elbette faydası vardır ama.... Felsefenin ağırlığında veya balona, topa bakarak derin derin düsüncelere dalıp "ay ne kadar farkında oldum" demeler de, hoş ama ne olur.. bir kere bırakın tüm bunları felsefeyi, size dikte ettirilenleri, şunu bunu da, çıkıp bir ağaca bakın ve onu iyice gözlemleyin işte farkındalık, bu işte gerçek bu, kapalı odalarda karmakarışık laf salataları değil, birilerinin söylediği o çoook derin sözler değil.. Dünya ana, ve onun bize sunduğu her şey bir ders, çıkın bir yaprağa bakın işte çok aradığınız gerçekler orada....
Tüm söylediklerim için gene bana kızacak pek çoklarınız ve gene felsefeden, spiritüalizmden, hatta yogadan çıktığımı disiplinimin kaybolduğunu bıkmadan yazacaklar. Ama dostlarım, insan kendi kendine birşey öğrenmiyorsa, etraftaki herşey onun hocası değilse, ne kadar zor.
Felsefeye, spiritüel bilgilere, ve hele yogaya o kadar saygım var ki, ama bu beni herşeyden ve her an öğrenmek yolundan alıkoymuyor. Deneyerek, dinleyerek, hissederek, tanımlayarak, denek olmaktan bıkmayarak, hiç durmadan ve hiç beklentim olmadan hep yürümekle öğreniyorum, "nasıl başarırım" egosu içimde hırsla birşeyler yapmıyorum, sizlere de tavsiye ederim. Elbette birilerinin söylediklerini dinlemek, kitaplar karıştırmak güzel ve faydalı, buna devam ama kendi tecrübelerimiz ve etrafımızdaki tüm olguları kendimize öğretici olarak görmemizin faydaları inanılmaz.
Gene uzattım,belki de bazı şeyleri üst üste tekrarladım ama ne olur dediklerimi bir deneyin, bırakın hüznü falan dostlarım, çıkın dışarı bakın şu yapraklara renklere belkide en güzel meditasyonunuzu yapacaksınız.
Om ve Prem ile