22.12.2005
Dostlarım,
Ne garip hallerle karşılaşıyoruz, şunu baştan sormak istiyorum, yoganın kelime anlamı ne ?
Biliyorum ki hepiniz "bir olmak, bütün olmak" diyeceksiniz "evren ve onun oluşlarıyla bütünleşmek, hoş bir ahenk içinde bulunmak"İyi aferin.
Uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımla karşılaştım, günlük hayatı içinde ruhsal çalışmalar da yapar, biraz hoş beş ettik birbirimize son zamanları nasıl geçirdiğimiz anlattık, yeni projelerden söz ettik falan.
Bana dedi ki " aman çok şeker bir çift ile tanıştım, sık sık kuzey Hindistan'da, hiç para ödenmeyen bir aşrama gidiyorlarmış, orada yaklaşık bir ay kalıyorlarmış, pek güzel zamalar geçirip eğitim alıyorlarmış. Senden bahsettim muhakkak tanışın dedim. Bana -vejetaryen mi ? diye sordu" dedi.
Allah allah, dedim, ona ne ki, beni vejetaryenliğim ile mi sınıflandırıp kendine ahbap yapacak? Kime ne herhangi bir kimsenin vejetaryen veya şu, bu olduğu, karşındaki bir insan... zaten yüce bir varlık, onun vejetaryenliğinden vesairesinden kime ne?. Yani vejetaryen olunca herşey tamam mı oluyor, o insan iyi ve tanışılabilir biri de, et yiyen adam kötü ve tanışılmaz biri mi?. Yani bizler ve öteki insanlar durumu mu var?. Ne yazık ve ayıp. vejetaryen olmam veya olmamam yalnızca beni ilgilendiriyor, yani vejetaryensem ortalara çıkıp vejetaryenizm misyonerliğimi yapmalıyım, bu şahsi bir konu başka kimseyi ilgilendirmemeli. Ben bir insan olarak varım, bakarsın seversin, sevmezsin ahbap olursun veya olmazsın. Bu fanatizm niye, yani kişi vejetaryen oldu diye yüce bir varlık mı oluyor, hadi oldu diyelim, vejetaryen olmayan bir kişiyi kabul etmeyince o zaman nerede kaldı o yücelik.
Mesele benim kişisel olarak vejetaryen olmam veya olmamam değil arkadaşlar sakın ola ki kişiselleştirmeyelim, mesele ayırımcılık, mesele bizler ve onlar diye insanların ayrılması. İşte bu nedenle hep derim ki "en kötü age, new age" . Ortada bir kısmı soyut kavramlar ve bunlara tapınma derecesinde inanan insanlar, kendi kavramlarından olmayanları hor görüyor. Nasıl bir new age ise. Nerede kaldı sukunet, huzur, sevgi, bütün olma....
Arkadaşlar fanatizm en kötü şeydir, zira karşınızdaki anlamanızı engelleyen bir kalıp ve hiddet içine sokar bu sizi. Ne fanatizmiyse o, gerçekten kişisel iletişiminizi keser ve sizi toplumdan koparır, kendi fanatik grubunuz içine kısılır kalırsınız ve karşı tarafta olanları anlamaz, dinlemez, hoşgörmez, katı bir kibir ile kendi grubunuz ile hiç değişmeyen aynı şeyleri söylemeye devam edersiniz. Çünkü artık alternatif kalmamıştır. Bu gidiş hiç te iyi bir gidiş değildir. Elbette benim düşüncem bu kimseyi bağlamaz ama fikirlerimi sizlerle paylaştığım için hatırlatayım dedim.
Arkadaşlar, yoga ile ilgilenmek, şu veya bu felsefe ile bütünleşmek, eğer kişiyi diğer her şeye kapatıyorsa bu pek iyi birşey değildir. Elbette ki sizi huzur ve mutluluğa ulaştıran felsefi görüş veya inanç biçimi, sizin için çok saygındır ve belki ona laf söyletmezsiniz, ama bir başkası tarafından gayet saçma hatta gereksiz görülebilir, bu karşınızdaki kişiyi kötü saymanız anlamına gelmez, o da kendi görüşlerinde kendince tutarlıdır. Disiplin, her insanı önce insan olarak saygın görmek demektir, onun düşüncelerine katılmasak bile saygıyla karşılamak ve gereksiz kavgalara girmemek demektir, belkide yaşamın başka alanlarında son derece iyi bir dost olabilirsiniz. Bu bakımdan karşımızdaki insanı kendi değer yargılarımıza göre yargılamamalıyız.
Asla kendi fikrimiz; o fikir ne olursa olsun, bir başkasını yaralayıcı olmamalıdır, zaten raja yoganın birinci basamağı olan yama kurallarının ilk maddesi ahimsa da zarar vermemekten bahsetmiyor mu?. Zarar vermemek yalnızca bedensel zarar vermemek veya öldürmemek olarak anlaşılmamalı, elbette bu kısmı doğru, ama mental olarak da zarar vermemektir. Belki kolunuzdaki bir yara birkaç gün sonra iyileşebilir, hatta izi bile kalmayabilir, ama zihninizdeki yara asla iyileşemeyebilir. Bu bakımdan çok dikkatli konuşmamız ve yazmamız lazımdır.
Dostlarım, Üstad Sivananda, talebelerine ders verirken, asla kalın kitaplardan anlaşılması zor bilgiler verip insanları günlerce yıllarca bunları anlaması için debelendirmezdi. O, bildiği bilgiyi, çok pratik şekillerde örneklerle ve yaşam tecrübeleri ile anlatır ve insanların anlamasını çarçabuk temin ederdi. Elbetteki muazzam bir kitabi bilgisi mevcuttu ama asla bu bilginin kavramsal detaylarında kaybolunmasını istemezdi, O nedenle de herkesin sevdiği Swami Sivananda oldu. Kitaplardan ezberlenen bilgi eger yaşamsal tecübelerden geçirilerek güçlendirilmemişse, kitabi bilgi olarak kalır, oysa yaşamın hamuruyla yoğurulmuş bilgi, kolayca anlaşılabilir halde verildiğinde daha etkin ve anlaşılır olur. Ama o bilgiyi verenin tecrübeler yaşamış, bu tecrübelerden dersler çıkartmış ve her an da çıkatıyor olması gerekir. Bu satırların yazarı size bilgiyi acizane böylece arzetme tamyülündedir. Kitabi bilgileri yazan binlerce kitap var alır okursunuz, eger bu okuduklarınızı, yaşamın tecrübelerinden geçimezseniz yalnızca entellektüel planda kalır.
Bana gönderdiğiniz güzel teşekkür maillerine asıl ben teşekkürler ederim, ben bilgiyi yaşamın tecrübeleri ile bütünleştirip, sizlere arz etmeye çalışıyorum, doğru, yüce alemlerden, şu veya bu hocalardan aktarma değil ayrıca dediğim doğrudur da değil, ahkam falan da kesmek değil, yanlızca yaşamın paylaşımı, sizlerin dost sevgilerinizi her zaman hissediyorum, her zaman yanınızdayım ..
Om ve Prem.