Ananda’nın Feneri

Tatmin garantisi..

Bulunduğum ortamda reklamların bir kısmında satılan mal için tatmin garantisi veriliyor. Adam malını satıyor bu maldan tatmin olacağınızı garanti ediyor, olmazsanız iade ediyorsunuz….

med

Günümüzün en büyük problemi tatmin olamama durumudur…Yok,yok burada cinsel tatminden söz etmeyeceğim. Çok sıradan tatminlerden bahsedelim, dikkat edin dünyamızın çoğuna hakim olan sistemin insanoğlunu getirdiği nokta tatminsizliktir.

Gerek üretim ve her türlü mala ulaşım ve elde etmenin kolaylaşması ve gerekse her geçen gün önümüze konulan yepyeni mamuller bizler elimizde kısa sürede elde olanlardan tatmin olmamaya ve bunun içinde onlardan vaz geçip yeni birşeyler almaya yönlendiriyor. Öyle ki bu yeni aldığımız ile sanki tatmin olacağız.

Oysa herşey kısır döngüden ibaret, aldığınız yeni mal veya hizmet kısa sürede yerine yenisinin sunulması ile bizler için artık yetersiz kalıyor..

Maalesef bu sistemin yakıtı bu tatminsizlik ve tüketmedir. Sistem tüketmeniz için gerekirse cebinize para bile koyar ki daha çok harcayın, hep yenilerini alın hatta mümkün ise elinizde var olanın aynısından bir tane daha alın…

Şimdi dolaplarınızı tıka basa dolduran herşeyi bir gözünüzün önüne getirin kimbilir ne kadar çok gereksiz şey almışsınızdır, ya elinizdeki cep telefonu, önceleri hantal ve sadece ev dışındayken haberleşme aracı olarak kullanıyorduk, sonra buna sms eklendi, yetmedi tabi, bazı telefonlar kendi kriptolu bedava mesaj sistemlerini koydular, yetmedi e-maillerini almaya başladınız, olmadı sosyal ağlar ile anlık haberleşmeler, internet üzerinden konuşmalar eklendi. Elinizde bunların hepsini yapan bir telefonunuz olduğunda tatmin oldunuz mu? Hayır!  bu defa onun 4 numarası yok 5 es’i cıkacak diye hayallere başladınız bile oysa onlar çıktığında aldığınız anda eskiyecekler; zira o sırada müteakip telefon modelinin dedikoduları sizi kudurtrmak için kasıtlı olarak yayılmaya başlayacak.

Asla tatmin olmayacaksınız, olmamanız için gerekli tüm silahlar da size yöneltilmiş durumda, bedelini elbette sizden alacaklar ama inanın ne kadar ödeseniz gene de tatmin olamayacaksınız, gün gelip hayat biterken kimbilir ne büyük tatminsizlikler hala içinizi kemiriyor olacak….

Hadi diyelim mal ve hizmetler için bu hırsınız var, peki ya düşünceler için ne demeli…En acıklısı da belki onlar, kafanızda binbir düşünde var, mesela varlığınız ve bu dünyada neden bulunduğunuz ile ilgili düşünceler içindesiniz. Umut ve heyecan ile size net ve tatmin edici bir bilgi verilmesini arzu ediyorsunuz. Size birileri birşeyler söylüyor, yetmiyor, onlara “bu sözleriniz beni tatmin etmiyor” diyorsunuz, daha da ajite oluyor ve daha fazlasını istiyorsunuz, bu isteğiniz öyle bir noktaya geliyor ki kafanız sadece buna çalışmaya başlıyor. Ama ne yazık ki tatmin olamıyorsunuz.

stairsSiz kendinizce bu dünya ve onun yaşantısı ile ilgili her şeyi çözdünüz, insan-ı kamil oldunuz, bu nedenle de çok daha öteleri araştırmaya ve hatta bulmaya karar verdiniz, belki de kesin olarak çözeceğinize inanıyor ama ne yazık ki kimseleri, hiç bir bilgiyi dinlemeye tahammül ve tenezzül edemiyorsunuz. Fikriniz sahip egonuz ile birşeyleri çözmeye çalışıyorsunuz….

Dost acı söyler, size şunu garanti edeyim de içiniz rahatlasın; çözemeyeceksiniz, hiç üzülmeyin. Bunun yerine önce bu dünyayı ve onun problemlerine odaklanın dostum. Maddi durumunuz iyi olabilir, bu size herşey tamammış gibi bir his verebilir… Ama o iş öyle değil, varlık önce dünya ile barışmalı ona yukarılardan değil, basamağın en altından bakabilmeli. Dünya yaşamını özümsemeli ve kibiri bir tarafa bırakmalıdır. Zira kibir tahmin edileceği gibi tatmin değil tam aksine en büyük tatminsizliktir… Varlık sükunet ile bulunduğu duruma şuurlanmak için uyanık olmalı ve onu anı en iyi şekilde idrak ederek yaşamalıdır.

Herşeyden önce biraz durun yahu telaşınız ne? Oturun ve sahip olduklarınıza bakın, durun, oturun, koşmayı koşuşturmayı durdurun, o delice yaptıgınız beden harcama işlerine kısa bir ara verin…. Şu anda elinizde olanlara bakın ve onları hazmedin önce… Onlardan memnun olun, bunu gerçeken hissedin… gerçek ihtiyaçlarınızı düşünün, olmazsa olmazları; göreceksiniz ki belki hiç bir şeye ihtiyacınız bile olmayaca… O dağlar gibi dolapları içindekileri düşününün. Hatta buzdolabınızı ve kilerinizi orada aç gözlülükle almış olduğunuz, muhtemelen zamanında tüketemeyeceğiniz dolayısı ile atacağınız şeyleri…

spiritualtyŞunun farkına bir noktada varacaksınız, deli gibi bir tüketim içindeyim, bu hırs elimde olanlarla mutlu olmamı tatminimi imkansızlaştırıyor…Göreceksiniz ki en büyük düşmanınız olan zaman dahi daha dost olacaktır…

Sağlığınız yerinde ise zaten en önemli hazineye sahipsiniz…

Zihninize hükmedin ve kendinizi tüketen bu tatminsizliği anlamaya çalışın önce…

Kişi en basit bir bilgiye dahi açık olmalı bunları, yanlızca sahip olduğu geçmiş bilgiler ile tartmamalı, ona yepyeni gibi bir göz ile bakmalı, dinleyebilme azim ve gücünü göstermeli ve hazmetmelidir.  Unutmayın çevrenizdeki herşeyden ders çıkartmak mümkün. Yeter ki hırs bürümüş madde gözü ile değil gerçek gönül gözü ile bakıp ruh ile anlayabilin. Tüm bu bilgiler ışığında asla hırs yapmadan fikriyatını geliştirmeli ve hayatı anlamak için çaba sarfetmelidir. Bilgiye muhattap olurken pragmatik davranmak, basit gündelik cevaplar verip hiç dinlemeden karşı sorular hazırlayarak,  kaynağa ne kadar akıllı olduğunuzu göstermek amacı  güden basit söz manevralarına girmek sizi daha da çıkmaz hale sokacaktır, elde edeceğiniz ise muhtemelen o kaynak tarafından bir daha kaale alınmamak olabilir. Zira unutmayın bilgi sahibi olmak liyakat meselesidir.

Rahat olunuz, yaşantınız boyunca bazı fikirlerinize tam ve kesin cevap alabilmeniz mümkün olmasa da, yaşamınız değerli ve güzel olacaktır.

Sağlıcakla kalınız…

    Ananda'nın Feneri Meditasyon0 comments

    KİNOA YEMELİ… (Quinoa)

    Bilirsiniz, öyle yeme içme işlerine karışmaktan hiç hoşlanmam, genel olarak “ne yiyorsanız O’sunuz” prensibim  geçerlidir…” Vejetaryen olun, aman et yemeyin, yiyenlerden de tiksinin” gibi  kalıplaşmış yaklaşımlarım da olmamıştır.  Et yiyorsanız siz bilirsiniz, yemiyorsanız da dünyanın en mükemmel kişisi oldum diye böbürlenmeniz yersiz. Unutmayın ne yapıyorsanız kendiniz için yapıyorsunuz…

    Hani demiştim ya bir hocam bana “bir avuç pirinç ve bir avuç mercimek insanı doyurur diye..” hikayeyi hatırlıyorsunuzdur.

    Pek çok vejetaryen bolca pirinç tüketir, evet doyurucu bir gıdadır, yanına özellikle sulu bir sebze, tahıl, hububat yaparsanız öğünü yamamlayıp keyifle yersiniz. Ama özellikle beyaz pirincin zararlı olduğuna dair bilgiler bolca, bunu yanında tam pirinç belki de biraz daha iyi.

    Bizim kültürümüzdeki bulgur alışkanlığı da güzel, ama neticede bolca buğday tüketmektesiniz bu bakımdan kilo almak açısından riskli olabiliyor.

    Son yıllarda gelişen ve sağlıklı beslenenler için adeta bir vazgeçilmez haline gelen, kinoa yeme alışkanlığı tam da burada bana da ilginç geldi… Sık sık denedim, gayet de memnun kaldım. Sizlere de tavsiye ediyorum.

    Kinoa, Güney Amerika’da, Peru, Bolivya,Ekvador ve Kolombiya’nın, And dağları bölgelerinde tarımı yapılan bir bitki, buralarda binlerce yıldır üretilip tüketiliyor.

    images

    Her ne kadar bugdaygillere benziyorsa da bir tahıl ürünü değil bu bakımdan onu daha ziyade yapraklı bitkiler gibi düşünebiliriz.

    Öte yandan içinde bulundurduğu maddeler bakımından da zengin bir karışımı var, bir diğer özelliği de bol miktarda protein deposu olması ve bulundurduğu bolca lif. Özellikle son zamanların konusu olan “gluten” içermemesi de cabası…

    Tüm bu bakımlardan adeta bir hazine olan kinoayı, pirinç pilavı ya da bulgur pilavı gib,i pişirebilir aynı şekilde tüketebilirsiniz. Mesela kısır yapmanız da mümkün, hatta şeker (beyaz şeker kullanmıyorsanız, esmer şeker ya da pekmez) ile irmik helvası gibi yapabilirsiniz. Sütlü tatlılar oluşturabilirsiniz, tatlı olarak tüketecekseniz, tarçının çok yakıştığını söylemeliyim.

    Bulunduğum memlekette her markette rahatlıkla bulunuyor ve çok da pahalı değil ama anladığım kadarı ile Türkiye’de de artık rahatlıkla bulunuyormuş. Bu da çok iyi zira size tavsiyem hemem alıp denemeniz…

    İnternet’te pek çok pişirme tarifleri bulunuyor, ama eliniz bir kere alıştıktan sonra kendi tariflerinizi oluşturabilir bu çok faydalı gıdayı kahvaltıda, öğlen ve akşam yemeklerinde rahatlıkla tüketebilirsiniz.

    Tropical-Quinoa-Salad-with-Spicy-Lime-Dressing-2

    Geçen günkü yazımdan sonra “hocam diyet listesi verseniz” diye birkaç mail geldi, arkadaşlar bendeniz doktor veya diyetisyen değilim, bu konuda da ukalalık etmek hiç istemem, her konuyu erbabı yapsın.

    Ama şöyle çok basit bir program tarafımca da tecrübe edilip faydalanılmıştır ( tekrar hatirlatayım bu yazdıklarımın bilimsel bir temeli yok, herkes için de uygun olmayabilir, sadece tecrübe edilip faydalanılmış bir yöntemdir)

    Sabahları, kahvaltıdan önce ağız temizliği yapıldıktan ve ağız iyice çalkalandıktan sonra, irice bir bardak  ılık su içilmesi çok yararlı oluyor…

    Kahvaltıda, açık bir cay ya da özellikle yeşil çay veya bitki çayları, domates, taze biber yada sevdiğiniz yeşillikler ve bir dilim kepek yada çavdar veya  tam tahıllı üzerine lor peyniri şahane gider. ( lor peynirine çok az zeytin yağı koyup, pulbiber, kekik veya sevdiğiniz haharatlar ile karıştırıp bir ekmeğe sürme malzemesini kendiniz yapabilirsiniz şahane oluyor), birinci dilim ekmek zaten yeterli ve doyurmuş olur ikici oburluğa girer…

    Tabii müslileri gözardı edemeyiz, bu durumda sadece müslüyü yemeli, hem müsli hemde ekmekler penirler gereksiz…

    Öğlen yemeğinde bolca salata diyeceğim ama sokakta yediğiniz salataların özellikle soslarında bulunan yağ, mayonez vesaire gibi malzemelerle kilo bile aldırıcı olduğunu unutmayın. Zaten hangi hijyenik şartlarda hazırlandığı belli olmayan bir çiğ gıdayı yemek ne derece sağlıklı bilmem.Salata yiyecekseniz bolca limon veya sirkeyi tercih edin zaten yeter.

    quinoa-grain

    Ayrıca buharda pişmiş sebzeler ya da  biraz baklagil veya tahıl yemeği şahanedir. Bunları kinoa ile yiyebilirsiniz.

    Bir ara özellikle yağsız tavada ızgara edilmiş kırmızı biber ve kabak ile kinoa pilavını bir deneyin bayılacaksınız.

    Akşam ise hafif geçsin güzel bir sebze çorbası, hafif zeytinyağlılar nefis olur. Ya da kendi yaptığınız bir meyvalı yoğurt…

    Ben aralarda yarım avuç çiğ badem seviyorum, meyvaları yemeklerden sonra yememek gayet iyi olur aralara tek porsiyon meyva neden olmasın, arada yüksek kakaolu çikolatacık…

      Ananda'nın Feneri Beslenme0 comments

      Yoga ile uçulur mu ?

      Sevgili Dostlarım merhaba,

      Çok uzun yıllar önce yoga çalışmalarını yaptığımızı söylediğimizde, çevreden alaycı  tavırlarla aldığımız ilk tepki “ abi, yogada uçuyor musunuz ya ?” şeklinde olurdu. Biz de tüm saf ve naifliğimizle uçmadığımızı, yoganın ne olduğunu  anlatır duruduk. Karşımızdakinin “boşver abi” şeklindeki müstehzi ifadesi hiç değişmezdi… Zaman içinde gördüm ki, sabit fikirli bazı kişilere bunu anlatmaya çabalamak sadece gereksiz zaman ve enerji kaybı, zira ne sizin fikriniz değişiyor ne de karşınızdakininki, zaten onun da sizin gibi düşünme mecburiyeti yok. Bu nedenle uçuyor musunuz ? diye soranlara “evet uçuyoruz” şeklinde cevap vermeye başlamıştım. Ne de olsa gençlik işte….

      Aslında doğrudur, yoganın belli uygulamaları uçurur, nasıl mı?

      Geçtiğimiz günlerde, çok sevdiğim bir dostum ile elektronik ortamda yaptığımız kıymetli  sohbetlerden birinde, konu geldi çattı bandhalara….

      Yoga uygulamalarının çok bilinen ve vazgeçilmez sacayakları bildiğiniz gibi, asana, bandha ve pranayamadır…

      Hatırlarsanız birlikte yaptığımız çalışmalar sırasında bandhalara, her zaman özel bir önem vermişimdir, bunların da başında benim için Uddiyana Bandha gelir…

      bandha

      Zira uddiyana her zaman ve her ortamda bize destek olarak vardır, kısa sureli yalnız kalabileceğiniz    (aslında yalnız olmak da şart değil) her ortamda rahatlıkla uygulanabilir.

      Bandhalar, bazı durumlarda, pranayama teknikleri içinde kabul edilir, ben bunları apayrı bir yöntem olarak düşünür ve uygularım, evet, bir nevi arınmadır ama yogik çalışmaların hepsi gerçekte arınma değil mi ?

      Bandha en dar kelime anlamı ile, “kilit”,”bağ” demek…

      Uygulanışı itibarıyla basitçe,  fiziksel yapının belirli şekillerde kilitlenmesi ile enerjinin önce tutulması, daha sonra yükseltilmesi ve belirli bölgelere yönlendirlimesidir…

      Şöyle kısaca hatırlarsak  temel olarak 3 bandha var bunlar;

      • mula bandha
      • uddiyana bandha
      • jalandra bandha

      Bir de bu üçünün birlikte uygulandığı “maha bandha” mevcut.

      İlerideki yazılarımda sizlere diğerlerinden de ayrı ayrı sözedeceğim ama öncelikle bir kere daha uddiyana bandha yı hatırlayalım.

      Uddiyana “yukarı doğru çıkmak, uçmak” anlamına gelir…

      Uddiyana bandhayı oturarak veya ayakta uygulamak mümkündür, ben genellikle ayakta uygulamayı tercih ederim, öğretirken de bu şekilde öğretir veöyle uygulanmasını isterdim…

      Haydi gelin birlikte bir kere yapalım…

      Önce ayaklar paralel ve yaklaşık omuz açıklığında ayakta durun, daha sonra dizlerinizi hafifçe bükün. Ellerinizi uyluklarınız üzerine koyun,  parmakların içe başparmakların ise dışarı gelmesine özen gösterin böylece göğüs kafesiniz sıkışmayacak ve açık kalacaktır.

      Öne doğru eğilip, nefesinizi tamamen boşaltın, bunu kısa sürede ve tam olarak yapın, daha sonra geriye doğru gelin ve hiç nefes almadan nefes alırmış gibi yapın, göreceksiniz ki karnınız içeri doğru çekilecektir. Bir müddet bu şekilde durduktan sonra, tekrar hafifçe öne eğilip derin bir nefes alın. Eğer başlangıçta  nefesinizi  tam olarak boşaltmadıysanız, tekrar nefes almanız sırasında boğazınızda hırıltılar olabilir, ya da hala içeride nefes kalmış bulunabilir.

      Bu nedenle ilk öne eğilişte nefesinizi iyice boşaltmaya çok önem vermelisiniz…..

      Bu şekilde en az on tur tekrar edin.

      manipuraÖncelikle fizik yapınızda belirgin bir ısınma hissedeceksiniz. Zira uygulama sırasında göbek bölgesindeki manipura çakra aktive olacaktır. Bu çakara bildiğiniz gibi ateş enerjileri ile ilişkilidir.

      Manipura çakranın uyarılması ile kişinin özgüveni, iradesi, kararlılığı artar, disipline olmak kolaylaşır….

      Fakat amaç sadece manipura çakranın uyarılması değildir. Amaç özellikle kök ve ikinci çakralarda bulunan yoğun yersel  enerjinin bir pompa gibi yukarıya yönlendirilmesidir, yada şöyle diyebiliriz fizik alem varlığı olan madde yapımızdaki yoğun toprak ve su enerjilerinin ateş enerjisi ile yakılarak saflaştırılması ve başta hava ve ether olmak üzere üstün enerjilere transformasyonudur.

      Aynı zamanda bu yoğun enerji değişimi varlıkta belirgin bir arınma yaratır. Kişiyi güçlü ancak sakin ve kararlı bir hale getirir…

      Bence uddiyana her gün muhakkak en az  onluk çalışmalar halinde çalışın… Bu bandhayı isterseniz sabah yada günün belli saatlerinde uygulayabilirsiniz, hatta akşamları da rahatlıkla olanabilir. Özellikle çok yoğun günlerinizde güne başlamadan ve gün sonunda muhakkak tavsiye ederim.

      Özellikle aşırı istekleriniz olduğunda, asabi hallerde, sakın ihmal etmeyin.

      Alın size yoga ile uçmak…

      Her zamanki gibi maillerinizi bekliyorum…

      Sevgiyle kalınız…

        Ananda'nın Feneri Asanalar0 comments

        Yoga Yapmayın!!

        Dostlarım merhabalar,

        Bir kaç mail geldi, hocam hayrola bir hafta ara verdin yazılarına diye, samimi söyliyeyim yazılarımın belirli bir periyodu yok, sık sık yazmaya çalışıyorum, keşke her gün yazabilsem ama olmuyor.  Ancak şunu söyliyeyim, meraklanmayın yazılar devam edecek, aramızdaki mesafe uzaklığını yazarak kapatacağız. Bu arada siz de yazmaya devam edin her mailiniz bana şevk veriyor..

        Şimdi  yazının başlığına bakıp, “ yahu hocam yoga yapmayın da ne demek ?” dediğinizi duyar gibi oluyorum ; her zaman söyledim tekrar söyliyeyim, “yoga yapmayın”,  yoga rol değil ki yapasınız, yoga, yaşamın gündelik koşullarından ayrılıp yapılan biş şey değil ki yapasınız….

        Yoga yaşamın tam kendisi olmalıdır, yoga, omu öğrendiğiniz andan itibaren içinze nüfuz etmiş bir yaşam tarzı olmalıdır…

        Her zaman dediğim gibi yoga şile bezi gömlek, bol kesimli  hint işi pantalon ve şıpıdık terlik değildir… yoga, vejetaryen olup et yiyenlerden nefret etmek de değildir… Yoga, şahane yapılmış bedensel hareketler hiç değildir, istersen saatlerce amuda kalkıp dur, belki yaptığın yogadır ama yaşadığın değildir…

        Bu nedenle düsturumuz her zaman “ Yoga yapılmas yaşanır” olmuştur …

        Yogayı yaşamamız lazımdır, onu iyice öğrenmemiz, özümsememiz, bireysel analizler yapıp kendimiz bizzat tecrübe etmemiz lazımdır…

        Unutmayın;  üstad Patanjaliye “kaç yoga var” diye sormuşlar, o da “siz orada kaç kişisiniz” demiş,” su kadar kişiyiz “,  “o zaman sayınız kadar yoga vardır” diyerek meseleyi kapatmış.

        Her ne kadar temelde dört yogadan bahsetsek de ( Bhakti, Karma, Raja ve Jnana  yoga) bunlar kendi içlerinde dallanıp budaklanmakta, ama asıl olarak her insanın kendi yogası bulunmaktadır. Temel esaslar her ne kadar belirlenmişse  de çalışma bireysel olup tüm tecrübeler ve sonuçlar kişilere göre farklılıklar gösterir. Bu nedenle yoga bir din değildir, ziara dogmatik yapısı yoktur. Tanrı inancı olan, bir dine mensup olan, ya da bu tip inancı bulunmayan herkes yogayı yaşayabilir… çünkü yogayı yaşamanın sonunda cennete veya cehenneme gitmezsiniz…

        Büyük hatalardan bir de yogayı sadece asanalar zannetmektir.  Bulunduğum ortamda yoğun bir yoga merakı var, geçtiğimiz gün bir mekanda  bana o gün yoga yapıp yapmadığımı sordular, çok net bir tavırla “yapmadım” dedim, karşımdaki ne sıklıkta yoga yaptığımı sorduğunda ise hiç yapmadığımı söyledim. Kendisi de yoğun bir yoga eğitmenliği programında olan muhatabım, “anlayamıyorum yıllarını buna vermiş bir kişi nasıl olur da yoga yapmaz” dedi…

        Ben de ona yogayı yapmadığımı onu yaşadığımı söyledim. Batılı kültürün ağır tahakkümündeki kafası nedense önce bir türlü almadı bunu, daha sonra ona sordum, “ne yapmamı isterdin ? “ ….mesela  dedi “asanalar, kriyalar, meditasyon” yoğun ve taze bilgisi ile herşeyi sıraladı… Sonra içerdeki salonu gösterdi, orada falan yoga adı ile bir çeşit dans yapılıyordu, bak dedi nasıl da yoga yapıyorlar, tartışmanın manası yoktu, ben de holün diğer bölümündeki kapıyı gösterdim, orada birkaç kişi, ellerinde metleri son derece asık bir suratla ve sinirli bir biçimde durmaktaydılar, zira hot yoga hocaları geç kalmıştı, “ya bunlar” dedim “neden böyle asabîler”, “çünkü” dedi; “ yoga yapacaklar ama hocaları gecikti diye kızgınlar”…. peki dedim, başka sorum yok…

        wine

        Bak dedim ben dün çok sevgili bir arkadaşımın üzüm bağında, tüm gün keyifle çalışarak, budama, ayıklama, yaptım, elbette ki maddi bir çıkarım yok, yarın da üzüm hasadına gideceğim…tüm yogaları yaşamış oluyorum….

        Şimdi sen bugün buradaki durumu ve benim iki gün nasıl bütün yogaları yaşamış olabileceğimi düşün, Cumartesi konuşalım….

        Dostlarım, yoga hayatınıza girdiği andan itibaren eğer onu bir rol değil de yaşamın ta kendisi olarak kabul ederseniz hiç bir soru kalmaz, asana uygulayamayabilirsiniz, meditasyonu şeklisel olarak çalışamayabilirsiniz, ama gene de hem bedeninizi hem de zihninizi bir araç olarak kullanabilir yogayı 24 saat yaşayabilirsiniz.

        Merak etmişsinizdir, Cumartesi o arkadaşla konuştuk, galiba dedi anlamaya başlıyorum, iyi dedim o zaman, sen bana ben de sana anlamakta yardımcı olmaya devam edelim….

        Haydi bakalım, gelelim bu günkü yogik çalışmamıza, hemen yarın vaktiniz olduğunda sokağa çıkın, üzerinize rahat bir şeyler giyin, ya da giymeyin zira farketmez J, cadde boyunca yerdeki çöpleri toplayın ve onları en yakın çöp kutusuna atın. Utanmayın sıkılmayın zira kime ne, önemli olan karşılıksız koşulsuz hizmet edebilmek, unutmayın kimse size cennet vaadetmiyor, ama uygulamış olduğunuz karma yoga, size temiz, sağlıklı, huzurlu bir birey olabilmenin kapıları açılıyor.

        Sevgilerle kalınız

          Ananda'nın Feneri Asanalar Meditasyon0 comments

          MEDİTASYON MU DEMİŞTİNİZ ???

          Dostlarım merhaba,

          Iki konuda da çok mail aldım, bu nedenle bazı detayları yazmak istedim.

          Meditasyon önerdiğim yazıma gelen, maillerde, hocam ne meditasyonu yapalım ? tarif et gibi talepler var… Olur elimden geleni yapayım fakat ben ne yapsam tariften öteye gitmez…

          medspc

          Haydi, once şu bin kere anlattığım minik hikayeyi bir kere daha anlatayım.

          Himalayaların yüksek tepelerinde herşeyden uzak bir aşramda çocuk yaşta bir talebe varmış. Çok güzel dersler verirler, çocuk ta iyi bir talebe olarak hepsini büyük bir disiplin içinde takip edermiş. Birgün hocalarından biri ona bir inekten ve sütten bahsetmiş. Çok meraklanan talebe hocasıa ineği ve sütü iyice anlatmış ve adeta hafızasına kazımış. Hikaye buya,  bulundukları yerde inek yokmuş. Bu nedenle hiç bir zaman ne ineği görebilmiş, ne de sütü tadabilmiş….

          Aradan zamanlar geçmiş ve bizim küçük talebe büyümüş ve hocaları tarafından çok sevilen genç bir swami olmuş, o da hocalarını pek severmiş.

          Günlerden bir gün aşramdan ayrılıp, öğrendiği bilgileri paylaşmak üzere aşramdan ayrılası gerektiğini söylemiş sevgili hocaları…

          Büyük bir heyecanla, ayrılıp, daha aşağılara Himalaya’ların eteklerine inmiş ve oradaki köylerden birine ulaşmış… Kimselerin ortalarda  olmadığı bir saatmiş…

          Çoğu Hint köyünde olduğu gibi meydanda bir inek heykeli varmış, o sırada kaidesini boyamakta olduklarından bir kova da kireç bulunyormuş… Gördükleri vaktiyle hocasının kendisine anlatığı inek ve süt tanımlarına bire bir uyuyormuş. Swami merakla kovaya yönelip, içindeki boyayı süt zannederel bir güzel içmiş.

          Tabii çok fena olmuş, köylüler onu bu durumda bulup zorlu bir tedaviden geçirmişler. Bizim swami, hocalarının kendisini aldattığına çok içerlemiş. O hiddetle aşrama geri dönmüş ve kızgınlık la hocalarının karşısına çıkarak, kendilerinin onu aldattığını yanlış bilgiler berdiğini söylemiş.

          Kendisini sorumluluk ve biraz da üzüntü ile dinleyen hocası, demek ki sana yeterince iyi anlatamamışım demiş ve özürler dilemiş.  Sonra eklemiş

          “ ne var ki kabahat gene de sen de, o sütü sen mi sağdın ?”

          Bu tipik Hint masalından çıkarsamalarımızı yapalım, hoca size ne kadar anlatırsa anlatsın, onu uygulayacak ve sonular çıkartıp neticeye varaacak olan sizlersiniz.

          Bu nedenle, anlatmak ve önermek benden uygulamak ve netice almak sizden…

          Bu yolda çok çalışmalı, tembellik etmemeli, defalarca sonuçlar almalı ve kendi analizinizi yapmalısınız.  Yol belki uzun ve abilir ama varacağınız noktanın büyük bir mutluluk, huzur ve varlıksal özgürlük olacağını söyleyebilirim. Uygulamanız sırasında beklentniz olmasın sakın. Yaptığınız dinsel bir tecrübe de değil yani sonunda cennet vaadedilmiyor ya da cehnneme gitmiyorsunuz.

          Hadi bugün biraz nefes üzerinden çalışalım. Malumunuz günümüz batısında özellikle son yıllarda nefes çalışmaları adeta yeni keşfedilmiş gibi çeşitli isim ve yöntemlerle uygulanır oldu, ortalık nefes çalışmasından geçilmez oldu son birkaç senedir. Oysa nefes teknikleri, pranayamalar yoganın standart yöntemleridir yüzlerce yıldır uygulanır, zaten şu anda var olan batılı teknikler de bunlardan devşirme. Bunları kötülemek için asla söylemiyorum ama gerçekleri de bilelim…

          Ne demiştik nefes ile meditative çalışma mı ? gelin yapalım hem de mantra ile….

          Mantramız SoHam

          Gelin hiç gecikmeden uyugulamaya geçelim;

          Swami Rama özellikle SoHam meditasyonuna önem vermiştir.

          Şimdi meditasyon ortamınıza geçin ve orada sırtınız dik olacak şekilde outrun. Öncelikle nefesinize odaklanın, onu yavaş yavaş izlemeye başlayın. Nefes alış verişleriniz sığ ve cılız olmamalıdır, aksine hafifçe sesli ve duraksamasız soluklanın. Yani abartılı olraka kefes alıp , tutup, neffes verip, tutup devam etmeyin.

          Burnunuzdan derin ve hafif sesli olarak yoga nefesi alın ve gene burnunuzdan verin.

          Bilirsiniz ben nefes uygulamalarında sayı saymayı pek benimsememişimdir. Bedeni zorlamadan maksimim sürede nefesi alın ve verin gayet tabii olarak.

          torax

          Bir yandan da bunu zihnen izleyin… İlk adımımız bu.

          Unutmayınkı soluk alış verişiniz içşel yapınızın barometresi gibidir, ne kadar stress altındaysanız o derece düzensiz, sık ve hızlı nefes alıp verirsiniz. Oysa derin uzun ve rahat bir soluklanma sizi zihin seviyesinde de huzura yöneltecektir.

          Şunu da hatırlatmalıyım ki zihni bir noktaya yönlendirmede pek çok yöntemler olmasına rağmen en iyi yol nefese odaklanmaktır.  Zira hiç bir dışsal araç kullanmadan bizzat kendinizi kullanıyorsunuz. Tabii ve rahat. Zira O sizsiniz….

          Nefesinize ne karada ii konsantre olabilirseniz, huzur ve sükunet o kadar derin olacak ve mutluluk duyacaksınız.

          Bir sonraki adımda artık mantramızı kullanabiliriz, o güzel nefes alışınızda içsel olarak SOOOOOOOO deyin, hiç duraklama yapmadan verirken de  HAAAAAAMMMM.

          Bir müddet bunu devam ettirin, adeta mantranın güzel vibrasyonu ile bütünleşerek,  beden, zihin ve nefesi denge haline getirin.

          Özellikle çok yoğun zamanlarınızın öncesinde ve sonrasında size büyük bir huzur verecek bu yöntemi her zaman uygulayabilirsiniz. Gerekirse ofisinizde bile kısa bir zaman ayırıp muhakkak tatbik edin.

          O zaman ne duruyoruz, şimdi hemen hiç vakit geçirmeden başlayın.

          Sonuçlarla ilgili yorumlarınızı her zamanki gibi bana yazmaktan çekinmesin, güzel mailleriniz beni fazlasıyla mutlu ediyor…

          Sevgiyle kalın….

            Ananda'nın Feneri Meditasyon0 comments

            Muhteşem bir güne başlamak

            Sabah belki alışkanlık belki de saatinizin alarmı  ( hoş bu günlerde alarm cep telefonları ya ) ile uyanıyorsunuz. Bir telaş kalkıp yüzünüzü yıkıyor ya da duş alıyor, dişlerinizi fırçalıyor, saçınızı başnızı düzeltip giyiniyorsunuz, muhtemelen kahvaltıyı atlayıp dışarı fırlıyorsunuz. Sonra muhtemelen çıldırtıcı bir trafikte işinize gidiyorsunuz….

            Belki bunların hiç biri olmuyor ev kadınısınız o hiç bitmeyen koşuşturmaya atıyorsunuz kendiniz, veya diyelim emeklisiniz ve nispeten sakin bir gün sizi bekliyor…..

            Öyle veya böyle, sizi koskoca bir gün bekliyor, yorucu, düşündürücü, binbir çeşit duygusal karmaşa içinde etki ve tepki mekanizmasını çalıştıracak bir 24 saat…

            Sabah ki programınıza geri dönelim, bir şeyi atlamadınız mı ???

            Eğer bu sayfayı okuyorsanız ya eski bir talebemsiniz ya da yoga ile ilginiz var demektir. O zaman da cevabınızı duyuyorum… Evet ! sabah meditasyonu ….

            Bir yogi sabah meditasyonunu atlamamalıdır, en iyi sabah meditasyonu, semanın en karanlık olduğu andır, bu da alacakaranlığın hemen öncesindeki zamandır. Ortam sakindir, henüz kuşlar bile çıkmamıştır ortaya. İşte bu zamanı kollayıp, yirmi dakikalık bir meditasyon yapmayı adet edinirseniz kendiniz için şahane bir şey yapmışsınız demektir. Güne muhteşem başlama şansını kullanmışsınızdır.

            tanyaedit

            Diyelim ki erken yatamıyorsunuz, o zaman normal uyanışınızı yaklaşık yarım saat öne alın. Uyanın, temizliğinizi yapın ve daha sonra meditasyonunuza oturun. Sakın telaş etmeyin. Huzur içinde çalışmanızı yapın. Rahatlayın, aklınız ve duygularınız sakinleşsin, arınsın. İçinizdeki devinimler durulsun. Varlığınız yücelsin, yaşam gücü gelsin. Günün tüm zorlukları daha kolaylaşsın.

            Peki ne yapalım? Pek çok meditasyon tekniği var elbette, bunların çoğunu beraberce çalıştık. Ya da başka yerlerden okuduğunuz öğrendiniz. Hangisini isterseniz kullanabilirsiniz, yoga çalışmaları şekil şartları ile olmaz, siz kendiniz için doğru olanı bulur ve en iyisini yapabilirsiniz. Korkmayın ve kendinize güvenin. Yaptığınız çalışmayı kediniz için yapıyorsunuz, bu bir dinsel ritual değil eğer dinsel ritüelleriniz var ise şimdi yaptıklarınız buna engel değil. Tertemiz bir zihin, iradeli ve dayanıklı bir varlık olarak güne kendi ayaklarınız üzerinde başlıyorsunuz…

            Ben genelde şunu yaparım, meditasyonuma oturduğumda once bu çalışmayı yapacağımı kendime hatırlatırım, bir sonraki adımda tüm bedenimi her yeri ile hissetmeye çalışırım. Tek tek sayarım ve rahatlatırım. Daha sonra fizik yapımın seslerini dinlerim, bilir misiniz, iç varlığımızın ne kadar çok sesleri vardır… Aman hemen öyle bana bir yerlerden mesajlar mı gelecek gaipten ses mi duyacağım ? falan havalarına girmeyin. Hiç biri değil, sadece bedeninizde oluşan fiziksel seslerden bahsediyorum burada.

            Daha sonra nefesimi dinlerim, onu yönlendirmem sadece normal nefes alıp veririm ve dinlerim. Bu beni sakinleştirir.

            En sonunda ilk mantramı içsel olarak söylerim, bunu bir müddet devam ettiririm, daha sonra tamamen sessizliğe burakırım kendimi… Onun içinde eririm… Bir yağmur damlasının okyanusa düşüşü gibi…

            Bilinçli olarak tamamlar ve tekrar nefesimi hisseder daha sonra bedenimi algılarım. En sonunda once ayaklarımı daha sonra ellerimi ve başımı hafifçe oynatır. Gözlerimi bir kaç kere açıp kaparım ve tamamlarım….

            Elbette bunu yapmanız şart değil isterseniz deneyebilirsiniz, başka medştatif çalışmaları da rahatlıkla deneyebilirsiniz.

            Haydi bakalım günü muhteşemleştirmek elinizde asla sabah meditasyonunuzu ihmal etmeyin

            Her türlü sorularınızı bana göndermeye devam edin biliyorsunuz muhakka cevaplandırıyorum…

            Sevgi ile kalın…

            kai_sine

              Ananda'nın Feneri Asanalar0 comments

              Yiyin Efendiler…

              Yiyin Efendiler…

              Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

              Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

              Ünlü şair Tevfik Fikret’in unutulmaz mısraları, bu şiirin tamamı her he kadar, her döneme uyan politik bir mesaj ise de biz bugün işin yemek; doyuncaya, aksırıncaya,tıksırıncaya kadar yemek kısmına yoga felsefesi açısından bakalım, diyetisyen değiliz, hekim değiliz böyle bir iddiamız da yok, sadece yoganın belli basit kavramları ışığında yemek işine bakalım.

              fruits-and-veggiesPek çok defalar söylemiş 10 temmuz 2010 tarihli yazimda da bunun hikayesini anlatmıştım, yıllar önce kıymetli hocam Swami Krishnanda bana şöyle demişti :

              “Her insan kendi avuç içi kadar pirinç ve bir o kadar mercimek ile çok rahat doyar.”

              Gerçekten de yoga kurallarına uyarak yemek yemek ile hem ruh hem de bedenin sağlık ve huzur bulduğu bir gerçek. Temel olarak yoga felsefesi vejetaryen beslenme üzerine bina edilmiştir. Ancak günümüz insanı, doğduğu andan itibaren hayvani gıdalarla ve et tüketimi ile başbaşa kalmakta elbette vücut buna alışmaktadır. Dolayısı ile mesela 35 yaşından sonra verilmiş vejetaryen olma kararları bazı sıkıntılar getirmektedir. Sonradan edinilen çoğu felsefi görüş gibi iş veganlığa kadar götürülmekte buradaki bazı yanlış beslenme şekilleri nedeni ile özellikle –b12- gibi önemli eksiklikler meydana gelmektedir.

              Neticede vejetaryen olmak veya olmamak sağlıklı düşünen bir kişinin kendi kararıdır, herkesin vejetaryen olmak gibi olmamak hakkı da vardır. Eğer vejetaryen iseniz, lütfen olmayanlara acaip varlıklar gibi bakma snobluğunu yapmayın, size ne, bırakın isteyen arzu ettiğini gibi yesin. Unutmayın herkes ahlak kuralları dahilinde kendi fiilinden sorumludur.images

              Yogik beslenme de temel bazı kurallar , taze ve temiz malzemeler kullanmak, yediğini tam konsantrasyonda sevgi ile pişirmek, kendine yemek için gereken süreyi ayarlamak, sakin ve huzurlu bir ortamda sadece yediğine odaklanarak başlamak, yiyeceğinden fazlasını tabağına almamak, , gıdayı vücut hararetinde ağıza almak,  ağızı tamamen doldurmamak, ağıza alınan lokmayı, neredeyse sıvı haline gelene kadar çiğnemek, çala kaşık yememek ( yemeği çiğnerken çatalı, kaşığı bırakmak ), yemek bitiminde onun faydalı olacağına inanmak….

              Gelelim gıdalara bildiğiniz gibi yogik anlamda, üç temel guna var, bunlar hatırlayacağınız gibi; tamas,rajas ve sattva.

              Şöyle kısaca kullanacağımız gıda malzemelerinde neyi ne olduğunu hatırlayalım.

              Kadim metin Bhagavat Gita yazdığı şekli ile :

              “Bayat, tadsız, kötü kokulu, çok uzun süre pişmiş, artık ve saf olmayan gıdalar tamasikler tarafından sevilir”

              “ Acı, ekşi, tuzlanmış, kaynamış, yanmış, yiyecekler rajasikler tarafından sevilir”

              “ Yaşam ve canlığı artıran, saf, dayanıklılık veren, sağlıklı, mutluluk ve neşe veren yiyecekler sattviktir. Bunlar, iştah açıcı, gereği kadar yağlı, temel ve hoş gıdalar olup sattvikler tarafından sevilir.

               

              Evet hemen şu sattvik midir? bunu yesem olur

              mu ? diye soracaksınız, buradan teker teker gıda listesi vermem imkansız, ama isterseniz, google da tamas, rajas, sattva gıdalar listeleri var onlara bakabilirsiniz. Ya da, benim tavsiyem bizzat kendiniz karar verin, işte kriterler yukarıda yazılı, üstelik anadolu toprakları, sayısız faydalı gıdanın merkezi, bu bakımdan çok şanslı bir coğrafya..

              Sorumluluk sizde, kendinizi sattva gıdalar konusunda uzmanlaştırın, unutmayın ne yiyorsanız “o”sunuz…

              Hadi gelin bir çalışma ile devam edelim….

              vegetarian-food

              Öncelikle şunu belirtmeliyim, Alacağınız gıdayı kendiniz seçin ve günlük öğünlerinizin en az birini, taze taze kendiniz pişirin, yalnız veya paylaşarak yiyin. Ne kadar çok öğünü kendiniz pişirip yerseniz o derece keyif alacaksınız.

              Şimdi;

              Taptaze malzemelerimizi aldık, temizledik, ayıkladık, gereksiz yere uzun süre haşlamadan, kızgın yağlarda yakmadan, anlamsız ve belirsiz soslara bulamadan; en iyi niyet ve dileklerimizi tabii ki sevgimizi katarak pişirdik.

              Yemeğimiz için vakit ayırdık, tv, müzik, gazete, vs. gibi dış etkenleri tamamen kendimizden ayırdık. Sohbet elbette güzeldir ama yemek süresince gereksiz konuşmalardan uzaklaştık.

              Çok fazla bekletmeden ama buharı tüterken değil de yaklaşık vücut hararetinde soframıza koyduk,  tabağımızın çok dolu olmamasına özen gösterdik, oturduk, evrenin bize bahşettiği bu en güzel hediyeyi önce gözlerimizle süzdük, onu kokladık ve gözlerimizi kapattık. Ona önce şükranımızı sunduk, iyice düşündük,  kendimiz ve eğer eğer var ise onu bizimle paylaşacaklar için sağlık ve mutluluk veren bir yaşam kaynağı olmasını diledik. Belli bir inanca sahipseniz bu bir yemek duası yapın sizin tercihiniz, yeter ki yemeğinizi kutsayın ve saygı duyun.

              Şimdi gözlerimizi açtık, ilk lokmayı ağzımıza koyduk, çatalımızı bırakıp,  mutluluk ve haz ile onu çiğnedik, uzun uzun, taa ki tüm lezzetini, hissedene onu, sıvı haline getirene kadar, sonra diğerlerini de sakin ve huzur içinde yedik.

              Yemeğin bitiminde, midemiz dolu değil, tok ama rahat isek doğru yemişizdir…

              Öğünümüz bittiğinde gene gözümüzü kapattık ve yemeğe, onu yiyebildiğimize minnettar olduk….

              Bu olay yaklaşık 20 dakika sürdü, hem muhteşem bir meditasyon oldu, hem de bedenimiz canlılık ve mutlulukla doldu, bedenimiz ve zihnimiz huzur buldu….

              Yoga-Diet-Yoga-and-food

              Temel soru şu “yemek için mi yaşamalı, yaşamak için mi yemeli” , elbette yaşamak için ama iyi, sağlıklı, kaliteli ve mutluluk verici gıdalar ile beslenmeli….

              Sağlık ve sevgi ile kalınız…

                Ananda'nın Feneri Beslenme0 comments

                • Duyurular

                Descargar musica