Category Archives

Ananda’nın Feneri

Ersin Ananda Saran’ın Düşünce Paylaşımı

Yoga Yapmayın!!

Dostlarım merhabalar,

Bir kaç mail geldi, hocam hayrola bir hafta ara verdin yazılarına diye, samimi söyliyeyim yazılarımın belirli bir periyodu yok, sık sık yazmaya çalışıyorum, keşke her gün yazabilsem ama olmuyor.  Ancak şunu söyliyeyim, meraklanmayın yazılar devam edecek, aramızdaki mesafe uzaklığını yazarak kapatacağız. Bu arada siz de yazmaya devam edin her mailiniz bana şevk veriyor..

Şimdi  yazının başlığına bakıp, “ yahu hocam yoga yapmayın da ne demek ?” dediğinizi duyar gibi oluyorum ; her zaman söyledim tekrar söyliyeyim, “yoga yapmayın”,  yoga rol değil ki yapasınız, yoga, yaşamın gündelik koşullarından ayrılıp yapılan biş şey değil ki yapasınız….

Yoga yaşamın tam kendisi olmalıdır, yoga, omu öğrendiğiniz andan itibaren içinze nüfuz etmiş bir yaşam tarzı olmalıdır…

Her zaman dediğim gibi yoga şile bezi gömlek, bol kesimli  hint işi pantalon ve şıpıdık terlik değildir… yoga, vejetaryen olup et yiyenlerden nefret etmek de değildir… Yoga, şahane yapılmış bedensel hareketler hiç değildir, istersen saatlerce amuda kalkıp dur, belki yaptığın yogadır ama yaşadığın değildir…

Bu nedenle düsturumuz her zaman “ Yoga yapılmas yaşanır” olmuştur …

Yogayı yaşamamız lazımdır, onu iyice öğrenmemiz, özümsememiz, bireysel analizler yapıp kendimiz bizzat tecrübe etmemiz lazımdır…

Unutmayın;  üstad Patanjaliye “kaç yoga var” diye sormuşlar, o da “siz orada kaç kişisiniz” demiş,” su kadar kişiyiz “,  “o zaman sayınız kadar yoga vardır” diyerek meseleyi kapatmış.

Her ne kadar temelde dört yogadan bahsetsek de ( Bhakti, Karma, Raja ve Jnana  yoga) bunlar kendi içlerinde dallanıp budaklanmakta, ama asıl olarak her insanın kendi yogası bulunmaktadır. Temel esaslar her ne kadar belirlenmişse  de çalışma bireysel olup tüm tecrübeler ve sonuçlar kişilere göre farklılıklar gösterir. Bu nedenle yoga bir din değildir, ziara dogmatik yapısı yoktur. Tanrı inancı olan, bir dine mensup olan, ya da bu tip inancı bulunmayan herkes yogayı yaşayabilir… çünkü yogayı yaşamanın sonunda cennete veya cehenneme gitmezsiniz…

Büyük hatalardan bir de yogayı sadece asanalar zannetmektir.  Bulunduğum ortamda yoğun bir yoga merakı var, geçtiğimiz gün bir mekanda  bana o gün yoga yapıp yapmadığımı sordular, çok net bir tavırla “yapmadım” dedim, karşımdaki ne sıklıkta yoga yaptığımı sorduğunda ise hiç yapmadığımı söyledim. Kendisi de yoğun bir yoga eğitmenliği programında olan muhatabım, “anlayamıyorum yıllarını buna vermiş bir kişi nasıl olur da yoga yapmaz” dedi…

Ben de ona yogayı yapmadığımı onu yaşadığımı söyledim. Batılı kültürün ağır tahakkümündeki kafası nedense önce bir türlü almadı bunu, daha sonra ona sordum, “ne yapmamı isterdin ? “ ….mesela  dedi “asanalar, kriyalar, meditasyon” yoğun ve taze bilgisi ile herşeyi sıraladı… Sonra içerdeki salonu gösterdi, orada falan yoga adı ile bir çeşit dans yapılıyordu, bak dedi nasıl da yoga yapıyorlar, tartışmanın manası yoktu, ben de holün diğer bölümündeki kapıyı gösterdim, orada birkaç kişi, ellerinde metleri son derece asık bir suratla ve sinirli bir biçimde durmaktaydılar, zira hot yoga hocaları geç kalmıştı, “ya bunlar” dedim “neden böyle asabîler”, “çünkü” dedi; “ yoga yapacaklar ama hocaları gecikti diye kızgınlar”…. peki dedim, başka sorum yok…

wine

Bak dedim ben dün çok sevgili bir arkadaşımın üzüm bağında, tüm gün keyifle çalışarak, budama, ayıklama, yaptım, elbette ki maddi bir çıkarım yok, yarın da üzüm hasadına gideceğim…tüm yogaları yaşamış oluyorum….

Şimdi sen bugün buradaki durumu ve benim iki gün nasıl bütün yogaları yaşamış olabileceğimi düşün, Cumartesi konuşalım….

Dostlarım, yoga hayatınıza girdiği andan itibaren eğer onu bir rol değil de yaşamın ta kendisi olarak kabul ederseniz hiç bir soru kalmaz, asana uygulayamayabilirsiniz, meditasyonu şeklisel olarak çalışamayabilirsiniz, ama gene de hem bedeninizi hem de zihninizi bir araç olarak kullanabilir yogayı 24 saat yaşayabilirsiniz.

Merak etmişsinizdir, Cumartesi o arkadaşla konuştuk, galiba dedi anlamaya başlıyorum, iyi dedim o zaman, sen bana ben de sana anlamakta yardımcı olmaya devam edelim….

Haydi bakalım, gelelim bu günkü yogik çalışmamıza, hemen yarın vaktiniz olduğunda sokağa çıkın, üzerinize rahat bir şeyler giyin, ya da giymeyin zira farketmez J, cadde boyunca yerdeki çöpleri toplayın ve onları en yakın çöp kutusuna atın. Utanmayın sıkılmayın zira kime ne, önemli olan karşılıksız koşulsuz hizmet edebilmek, unutmayın kimse size cennet vaadetmiyor, ama uygulamış olduğunuz karma yoga, size temiz, sağlıklı, huzurlu bir birey olabilmenin kapıları açılıyor.

Sevgilerle kalınız

Ananda'nın Feneri Asanalar Meditasyon0 comments

MEDİTASYON MU DEMİŞTİNİZ ???

Dostlarım merhaba,

Iki konuda da çok mail aldım, bu nedenle bazı detayları yazmak istedim.

Meditasyon önerdiğim yazıma gelen, maillerde, hocam ne meditasyonu yapalım ? tarif et gibi talepler var… Olur elimden geleni yapayım fakat ben ne yapsam tariften öteye gitmez…

medspc

Haydi, once şu bin kere anlattığım minik hikayeyi bir kere daha anlatayım.

Himalayaların yüksek tepelerinde herşeyden uzak bir aşramda çocuk yaşta bir talebe varmış. Çok güzel dersler verirler, çocuk ta iyi bir talebe olarak hepsini büyük bir disiplin içinde takip edermiş. Birgün hocalarından biri ona bir inekten ve sütten bahsetmiş. Çok meraklanan talebe hocasıa ineği ve sütü iyice anlatmış ve adeta hafızasına kazımış. Hikaye buya,  bulundukları yerde inek yokmuş. Bu nedenle hiç bir zaman ne ineği görebilmiş, ne de sütü tadabilmiş….

Aradan zamanlar geçmiş ve bizim küçük talebe büyümüş ve hocaları tarafından çok sevilen genç bir swami olmuş, o da hocalarını pek severmiş.

Günlerden bir gün aşramdan ayrılıp, öğrendiği bilgileri paylaşmak üzere aşramdan ayrılası gerektiğini söylemiş sevgili hocaları…

Büyük bir heyecanla, ayrılıp, daha aşağılara Himalaya’ların eteklerine inmiş ve oradaki köylerden birine ulaşmış… Kimselerin ortalarda  olmadığı bir saatmiş…

Çoğu Hint köyünde olduğu gibi meydanda bir inek heykeli varmış, o sırada kaidesini boyamakta olduklarından bir kova da kireç bulunyormuş… Gördükleri vaktiyle hocasının kendisine anlatığı inek ve süt tanımlarına bire bir uyuyormuş. Swami merakla kovaya yönelip, içindeki boyayı süt zannederel bir güzel içmiş.

Tabii çok fena olmuş, köylüler onu bu durumda bulup zorlu bir tedaviden geçirmişler. Bizim swami, hocalarının kendisini aldattığına çok içerlemiş. O hiddetle aşrama geri dönmüş ve kızgınlık la hocalarının karşısına çıkarak, kendilerinin onu aldattığını yanlış bilgiler berdiğini söylemiş.

Kendisini sorumluluk ve biraz da üzüntü ile dinleyen hocası, demek ki sana yeterince iyi anlatamamışım demiş ve özürler dilemiş.  Sonra eklemiş

“ ne var ki kabahat gene de sen de, o sütü sen mi sağdın ?”

Bu tipik Hint masalından çıkarsamalarımızı yapalım, hoca size ne kadar anlatırsa anlatsın, onu uygulayacak ve sonular çıkartıp neticeye varaacak olan sizlersiniz.

Bu nedenle, anlatmak ve önermek benden uygulamak ve netice almak sizden…

Bu yolda çok çalışmalı, tembellik etmemeli, defalarca sonuçlar almalı ve kendi analizinizi yapmalısınız.  Yol belki uzun ve abilir ama varacağınız noktanın büyük bir mutluluk, huzur ve varlıksal özgürlük olacağını söyleyebilirim. Uygulamanız sırasında beklentniz olmasın sakın. Yaptığınız dinsel bir tecrübe de değil yani sonunda cennet vaadedilmiyor ya da cehnneme gitmiyorsunuz.

Hadi bugün biraz nefes üzerinden çalışalım. Malumunuz günümüz batısında özellikle son yıllarda nefes çalışmaları adeta yeni keşfedilmiş gibi çeşitli isim ve yöntemlerle uygulanır oldu, ortalık nefes çalışmasından geçilmez oldu son birkaç senedir. Oysa nefes teknikleri, pranayamalar yoganın standart yöntemleridir yüzlerce yıldır uygulanır, zaten şu anda var olan batılı teknikler de bunlardan devşirme. Bunları kötülemek için asla söylemiyorum ama gerçekleri de bilelim…

Ne demiştik nefes ile meditative çalışma mı ? gelin yapalım hem de mantra ile….

Mantramız SoHam

Gelin hiç gecikmeden uyugulamaya geçelim;

Swami Rama özellikle SoHam meditasyonuna önem vermiştir.

Şimdi meditasyon ortamınıza geçin ve orada sırtınız dik olacak şekilde outrun. Öncelikle nefesinize odaklanın, onu yavaş yavaş izlemeye başlayın. Nefes alış verişleriniz sığ ve cılız olmamalıdır, aksine hafifçe sesli ve duraksamasız soluklanın. Yani abartılı olraka kefes alıp , tutup, neffes verip, tutup devam etmeyin.

Burnunuzdan derin ve hafif sesli olarak yoga nefesi alın ve gene burnunuzdan verin.

Bilirsiniz ben nefes uygulamalarında sayı saymayı pek benimsememişimdir. Bedeni zorlamadan maksimim sürede nefesi alın ve verin gayet tabii olarak.

torax

Bir yandan da bunu zihnen izleyin… İlk adımımız bu.

Unutmayınkı soluk alış verişiniz içşel yapınızın barometresi gibidir, ne kadar stress altındaysanız o derece düzensiz, sık ve hızlı nefes alıp verirsiniz. Oysa derin uzun ve rahat bir soluklanma sizi zihin seviyesinde de huzura yöneltecektir.

Şunu da hatırlatmalıyım ki zihni bir noktaya yönlendirmede pek çok yöntemler olmasına rağmen en iyi yol nefese odaklanmaktır.  Zira hiç bir dışsal araç kullanmadan bizzat kendinizi kullanıyorsunuz. Tabii ve rahat. Zira O sizsiniz….

Nefesinize ne karada ii konsantre olabilirseniz, huzur ve sükunet o kadar derin olacak ve mutluluk duyacaksınız.

Bir sonraki adımda artık mantramızı kullanabiliriz, o güzel nefes alışınızda içsel olarak SOOOOOOOO deyin, hiç duraklama yapmadan verirken de  HAAAAAAMMMM.

Bir müddet bunu devam ettirin, adeta mantranın güzel vibrasyonu ile bütünleşerek,  beden, zihin ve nefesi denge haline getirin.

Özellikle çok yoğun zamanlarınızın öncesinde ve sonrasında size büyük bir huzur verecek bu yöntemi her zaman uygulayabilirsiniz. Gerekirse ofisinizde bile kısa bir zaman ayırıp muhakkak tatbik edin.

O zaman ne duruyoruz, şimdi hemen hiç vakit geçirmeden başlayın.

Sonuçlarla ilgili yorumlarınızı her zamanki gibi bana yazmaktan çekinmesin, güzel mailleriniz beni fazlasıyla mutlu ediyor…

Sevgiyle kalın….

Ananda'nın Feneri Meditasyon0 comments

Muhteşem bir güne başlamak

Sabah belki alışkanlık belki de saatinizin alarmı  ( hoş bu günlerde alarm cep telefonları ya ) ile uyanıyorsunuz. Bir telaş kalkıp yüzünüzü yıkıyor ya da duş alıyor, dişlerinizi fırçalıyor, saçınızı başnızı düzeltip giyiniyorsunuz, muhtemelen kahvaltıyı atlayıp dışarı fırlıyorsunuz. Sonra muhtemelen çıldırtıcı bir trafikte işinize gidiyorsunuz….

Belki bunların hiç biri olmuyor ev kadınısınız o hiç bitmeyen koşuşturmaya atıyorsunuz kendiniz, veya diyelim emeklisiniz ve nispeten sakin bir gün sizi bekliyor…..

Öyle veya böyle, sizi koskoca bir gün bekliyor, yorucu, düşündürücü, binbir çeşit duygusal karmaşa içinde etki ve tepki mekanizmasını çalıştıracak bir 24 saat…

Sabah ki programınıza geri dönelim, bir şeyi atlamadınız mı ???

Eğer bu sayfayı okuyorsanız ya eski bir talebemsiniz ya da yoga ile ilginiz var demektir. O zaman da cevabınızı duyuyorum… Evet ! sabah meditasyonu ….

Bir yogi sabah meditasyonunu atlamamalıdır, en iyi sabah meditasyonu, semanın en karanlık olduğu andır, bu da alacakaranlığın hemen öncesindeki zamandır. Ortam sakindir, henüz kuşlar bile çıkmamıştır ortaya. İşte bu zamanı kollayıp, yirmi dakikalık bir meditasyon yapmayı adet edinirseniz kendiniz için şahane bir şey yapmışsınız demektir. Güne muhteşem başlama şansını kullanmışsınızdır.

tanyaedit

Diyelim ki erken yatamıyorsunuz, o zaman normal uyanışınızı yaklaşık yarım saat öne alın. Uyanın, temizliğinizi yapın ve daha sonra meditasyonunuza oturun. Sakın telaş etmeyin. Huzur içinde çalışmanızı yapın. Rahatlayın, aklınız ve duygularınız sakinleşsin, arınsın. İçinizdeki devinimler durulsun. Varlığınız yücelsin, yaşam gücü gelsin. Günün tüm zorlukları daha kolaylaşsın.

Peki ne yapalım? Pek çok meditasyon tekniği var elbette, bunların çoğunu beraberce çalıştık. Ya da başka yerlerden okuduğunuz öğrendiniz. Hangisini isterseniz kullanabilirsiniz, yoga çalışmaları şekil şartları ile olmaz, siz kendiniz için doğru olanı bulur ve en iyisini yapabilirsiniz. Korkmayın ve kendinize güvenin. Yaptığınız çalışmayı kediniz için yapıyorsunuz, bu bir dinsel ritual değil eğer dinsel ritüelleriniz var ise şimdi yaptıklarınız buna engel değil. Tertemiz bir zihin, iradeli ve dayanıklı bir varlık olarak güne kendi ayaklarınız üzerinde başlıyorsunuz…

Ben genelde şunu yaparım, meditasyonuma oturduğumda once bu çalışmayı yapacağımı kendime hatırlatırım, bir sonraki adımda tüm bedenimi her yeri ile hissetmeye çalışırım. Tek tek sayarım ve rahatlatırım. Daha sonra fizik yapımın seslerini dinlerim, bilir misiniz, iç varlığımızın ne kadar çok sesleri vardır… Aman hemen öyle bana bir yerlerden mesajlar mı gelecek gaipten ses mi duyacağım ? falan havalarına girmeyin. Hiç biri değil, sadece bedeninizde oluşan fiziksel seslerden bahsediyorum burada.

Daha sonra nefesimi dinlerim, onu yönlendirmem sadece normal nefes alıp veririm ve dinlerim. Bu beni sakinleştirir.

En sonunda ilk mantramı içsel olarak söylerim, bunu bir müddet devam ettiririm, daha sonra tamamen sessizliğe burakırım kendimi… Onun içinde eririm… Bir yağmur damlasının okyanusa düşüşü gibi…

Bilinçli olarak tamamlar ve tekrar nefesimi hisseder daha sonra bedenimi algılarım. En sonunda once ayaklarımı daha sonra ellerimi ve başımı hafifçe oynatır. Gözlerimi bir kaç kere açıp kaparım ve tamamlarım….

Elbette bunu yapmanız şart değil isterseniz deneyebilirsiniz, başka medştatif çalışmaları da rahatlıkla deneyebilirsiniz.

Haydi bakalım günü muhteşemleştirmek elinizde asla sabah meditasyonunuzu ihmal etmeyin

Her türlü sorularınızı bana göndermeye devam edin biliyorsunuz muhakka cevaplandırıyorum…

Sevgi ile kalın…

kai_sine

Ananda'nın Feneri Asanalar0 comments

Yiyin Efendiler…

Yiyin Efendiler…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Ünlü şair Tevfik Fikret’in unutulmaz mısraları, bu şiirin tamamı her he kadar, her döneme uyan politik bir mesaj ise de biz bugün işin yemek; doyuncaya, aksırıncaya,tıksırıncaya kadar yemek kısmına yoga felsefesi açısından bakalım, diyetisyen değiliz, hekim değiliz böyle bir iddiamız da yok, sadece yoganın belli basit kavramları ışığında yemek işine bakalım.

fruits-and-veggiesPek çok defalar söylemiş 10 temmuz 2010 tarihli yazimda da bunun hikayesini anlatmıştım, yıllar önce kıymetli hocam Swami Krishnanda bana şöyle demişti :

“Her insan kendi avuç içi kadar pirinç ve bir o kadar mercimek ile çok rahat doyar.”

Gerçekten de yoga kurallarına uyarak yemek yemek ile hem ruh hem de bedenin sağlık ve huzur bulduğu bir gerçek. Temel olarak yoga felsefesi vejetaryen beslenme üzerine bina edilmiştir. Ancak günümüz insanı, doğduğu andan itibaren hayvani gıdalarla ve et tüketimi ile başbaşa kalmakta elbette vücut buna alışmaktadır. Dolayısı ile mesela 35 yaşından sonra verilmiş vejetaryen olma kararları bazı sıkıntılar getirmektedir. Sonradan edinilen çoğu felsefi görüş gibi iş veganlığa kadar götürülmekte buradaki bazı yanlış beslenme şekilleri nedeni ile özellikle –b12- gibi önemli eksiklikler meydana gelmektedir.

Neticede vejetaryen olmak veya olmamak sağlıklı düşünen bir kişinin kendi kararıdır, herkesin vejetaryen olmak gibi olmamak hakkı da vardır. Eğer vejetaryen iseniz, lütfen olmayanlara acaip varlıklar gibi bakma snobluğunu yapmayın, size ne, bırakın isteyen arzu ettiğini gibi yesin. Unutmayın herkes ahlak kuralları dahilinde kendi fiilinden sorumludur.images

Yogik beslenme de temel bazı kurallar , taze ve temiz malzemeler kullanmak, yediğini tam konsantrasyonda sevgi ile pişirmek, kendine yemek için gereken süreyi ayarlamak, sakin ve huzurlu bir ortamda sadece yediğine odaklanarak başlamak, yiyeceğinden fazlasını tabağına almamak, , gıdayı vücut hararetinde ağıza almak,  ağızı tamamen doldurmamak, ağıza alınan lokmayı, neredeyse sıvı haline gelene kadar çiğnemek, çala kaşık yememek ( yemeği çiğnerken çatalı, kaşığı bırakmak ), yemek bitiminde onun faydalı olacağına inanmak….

Gelelim gıdalara bildiğiniz gibi yogik anlamda, üç temel guna var, bunlar hatırlayacağınız gibi; tamas,rajas ve sattva.

Şöyle kısaca kullanacağımız gıda malzemelerinde neyi ne olduğunu hatırlayalım.

Kadim metin Bhagavat Gita yazdığı şekli ile :

“Bayat, tadsız, kötü kokulu, çok uzun süre pişmiş, artık ve saf olmayan gıdalar tamasikler tarafından sevilir”

“ Acı, ekşi, tuzlanmış, kaynamış, yanmış, yiyecekler rajasikler tarafından sevilir”

“ Yaşam ve canlığı artıran, saf, dayanıklılık veren, sağlıklı, mutluluk ve neşe veren yiyecekler sattviktir. Bunlar, iştah açıcı, gereği kadar yağlı, temel ve hoş gıdalar olup sattvikler tarafından sevilir.

 

Evet hemen şu sattvik midir? bunu yesem olur

mu ? diye soracaksınız, buradan teker teker gıda listesi vermem imkansız, ama isterseniz, google da tamas, rajas, sattva gıdalar listeleri var onlara bakabilirsiniz. Ya da, benim tavsiyem bizzat kendiniz karar verin, işte kriterler yukarıda yazılı, üstelik anadolu toprakları, sayısız faydalı gıdanın merkezi, bu bakımdan çok şanslı bir coğrafya..

Sorumluluk sizde, kendinizi sattva gıdalar konusunda uzmanlaştırın, unutmayın ne yiyorsanız “o”sunuz…

Hadi gelin bir çalışma ile devam edelim….

vegetarian-food

Öncelikle şunu belirtmeliyim, Alacağınız gıdayı kendiniz seçin ve günlük öğünlerinizin en az birini, taze taze kendiniz pişirin, yalnız veya paylaşarak yiyin. Ne kadar çok öğünü kendiniz pişirip yerseniz o derece keyif alacaksınız.

Şimdi;

Taptaze malzemelerimizi aldık, temizledik, ayıkladık, gereksiz yere uzun süre haşlamadan, kızgın yağlarda yakmadan, anlamsız ve belirsiz soslara bulamadan; en iyi niyet ve dileklerimizi tabii ki sevgimizi katarak pişirdik.

Yemeğimiz için vakit ayırdık, tv, müzik, gazete, vs. gibi dış etkenleri tamamen kendimizden ayırdık. Sohbet elbette güzeldir ama yemek süresince gereksiz konuşmalardan uzaklaştık.

Çok fazla bekletmeden ama buharı tüterken değil de yaklaşık vücut hararetinde soframıza koyduk,  tabağımızın çok dolu olmamasına özen gösterdik, oturduk, evrenin bize bahşettiği bu en güzel hediyeyi önce gözlerimizle süzdük, onu kokladık ve gözlerimizi kapattık. Ona önce şükranımızı sunduk, iyice düşündük,  kendimiz ve eğer eğer var ise onu bizimle paylaşacaklar için sağlık ve mutluluk veren bir yaşam kaynağı olmasını diledik. Belli bir inanca sahipseniz bu bir yemek duası yapın sizin tercihiniz, yeter ki yemeğinizi kutsayın ve saygı duyun.

Şimdi gözlerimizi açtık, ilk lokmayı ağzımıza koyduk, çatalımızı bırakıp,  mutluluk ve haz ile onu çiğnedik, uzun uzun, taa ki tüm lezzetini, hissedene onu, sıvı haline getirene kadar, sonra diğerlerini de sakin ve huzur içinde yedik.

Yemeğin bitiminde, midemiz dolu değil, tok ama rahat isek doğru yemişizdir…

Öğünümüz bittiğinde gene gözümüzü kapattık ve yemeğe, onu yiyebildiğimize minnettar olduk….

Bu olay yaklaşık 20 dakika sürdü, hem muhteşem bir meditasyon oldu, hem de bedenimiz canlılık ve mutlulukla doldu, bedenimiz ve zihnimiz huzur buldu….

Yoga-Diet-Yoga-and-food

Temel soru şu “yemek için mi yaşamalı, yaşamak için mi yemeli” , elbette yaşamak için ama iyi, sağlıklı, kaliteli ve mutluluk verici gıdalar ile beslenmeli….

Sağlık ve sevgi ile kalınız…

Ananda'nın Feneri Beslenme0 comments

Temizlik…

Temizlik…

Bir yoginin en temel kavramı temizliktir, Yama/Niyama kuralları içinde “saucha” ile temel temizlik olgusu daha en başta büyük bir önemle irdelenmiştir. Şu sutrayı hemen hatırlayalım

“Sattva shuddhi saumanasya ekagra indriya-jaya atma darshana yogyatvani cha……”

Kısacık bir cümle belki ama manası engin; “beden ve zihnin temizlenmesi ile, varlığa, sübtil mental özünün (sattva) saflığı (arılığı) gelir. Hoş ve iyi bir halde, tam konsanytrasyon ile duygular üzerindeki tam hakimiyet ve ustalık oluşur.”

Karmaşık gibi görünse de bu konuda geçmişteki sohbetlerimizden yola çıkarak net olarak anlaşıldığını düşünüyorum…

Demek ki neymiş, beden ve zihinde temizlik… Kişi bedensel temizliğe elbette önem vermeli, bu konuda asla tembellik etmemelidir.

limbs 1

Bilinen genel temizlik kuralları ve yoganın özellikle ayrıca önerdiği uygulamalar, temel olarak kriyalarda net olarak anlatılmıştır ayrıca pranayama teknikleri de temizlik açısından önem arzetmektedir.

Beden temizliği, fizik yapımızın bilfiil temiz olması olmasının haricinde, mental yapı üzerinde de etkindir.

Şöyle bir düşünün, bırakın toz toprak içinde çalışmak zorunda olmayı, normal şartlarda ofiste bile çalışırken, yollarda  gidip gelirken, toplu taşıma araçlarında, günün sıcağında su gibi terlemiş halinizde eve dönüşünüzde nasıl bir psikolojik durumdasınız… Kendinizi hemen duşa atmak istersiniz, eğer o vaziyette kalmak zorundaysanız nasıl da rahatsız hissedersiniz kendinizi… Bir türlü aklınızı başınıza toplayamaz ve gayet mutsuz olursunuz….

Bu kadar basit, hemen duşa girip temizlendiğinizde ise rahatlar, mutlulukla kendinizi yeniden doğmuş gibi hissedersiniz…

Aynı şey fırçalanmamış dişler için de geçerlidir, daha pek çok  halimizle muhakkak temizlenme dürtüsü içinde oluruz….

Şimdi bedensel olarak temiz olmamız bizi en azından belli bir rahatlık seviyesine getirdi.. peki zihnimizdeki pisliği ne yapacağız…

İşte en önemli noktalardan biri de bu… Akılda türlü pislikler bulundukça bedensel temizlik asla yeterli değildir. Bu durumda muhakkak her gün zihnimizi de temizlemek zorundayız. Aslında zihnimizi hiç kirletmememiz mümkün fakat günün şartları, yaşantımızdaki pek çok olay, onlara karşı verdiğimiz tepkiler vs zihnimizde arınması güç kirliliklere sebep olmaktadır.

Hiç bir varlık bu pisliğe, üstelik onu misli ile büyüterek yük gibi taşımaya layık değildir. Zihin temizliği varlıksal hafiflemenin, saflığın, paklığın temelidir. Ak olmak öyle isminin başına ak yazmakla olmuyor, aklık, paklık, bedende, zihinde ve ruhta varlığın kendi çabası ile oluşur.

Zira doğduğu andan itibaren varlık çevresindeki oluşlar ve ona verdiği tepkilerle devamlı bir kirlenme prosesi içindedir. Kimi varlık karma dediğimiz bu etki tepki meselesine, gayet net ve kesin bir set çeker. Çevreden sıçrayan kirleri, koymuş olduğu varlıksal kalkan ile uzakta tutar, onu püskürtür ve temiz kalır. Ya da bu kirler bir şekilde kendine bulaşmışsa onu belli çalışmalarla giderir gene saf ve tertemiz özbenliğine ulaşır mutluluk ve huzuru tadar.

Burada varlık kendi başınadır, tüm temizlik işlemlerini bizzat kendisi yapmak zorundanır, kimse kimseyi temizleyemez, böyle ilahi bir kudret de yoktur. Varlığımıza iyi ve doğru hasletler ilahi olarak zaten verilmiştir. Onu bulmak varlığın temel amaçlarındandır, Zira varlık seçme yasasına tabi olarak tüm fillerinden bizzat sorumludur. Dolayısı ile temizliğini de kendisi yapacaktır.

Yoga bu konuda kişiye, kriya tekniklerini, pranayamaları, asanaları, karma yogayı, elbette meditasyonu ve daha pek çok bireysel çalışmayı öneriyor… Ben yoga konusu üzerinden yazdığım için başka yöntemlere girmiyorum…

Seçmek ve uygulamak sizin elinizde, uygulayıcı kendinizsiniz. O zaman durmamalı ve tertemiz olmalı.

adil

Bu konuda bir çalışma yapalım şimdi; iş dönüşü eve geldiğinizde duşunuzu alın, kendinize on dakika ayırın, odanıza girin, kapıyı kapatın, rahatça oturun, bir kaç derin nefes alıp verin ve rahatlayın… Daha sonra o sabah uyandığınız andan itibaren, günü hatırlayın, sizi rahatsız eden şeyleri, onların sebeplerini ve sonuçlarını düşünün… ama bunu sanki dışarıdan bakan üçüncü bir şahıs gibi yapın ve olayları tartıya koyun. Haklı ve haksız olduğunuz konuları tam, değişmez ve saf bir yargılamaya tabi tutun, Sakın bir tarafın savcısı veya yargıcı olmayın, dediğim gibi saf, tarafsız ahlakın hassas ve net terazisi olun ( bir kere saf ve şaşmaz terazi olmayı başardığınızda tüm kararlarınızın doğru olacağını göreceksiniz ). Adil olabilme varlığınızın vazgeçilmezi olsun..Neyse, tartı sonuçlarını iyice algılayın yanlışları düzeltin, ama bunlar için artık gereksizce üzülmeyin sadece ders alın, arının ve o andan sonrasına tertemiz devam edin.

Göreceksiniz çalışmanın sonunda bir kuş kadar hafif ve özgür olacaksınız….

Bir noktayı atlamamak lazım, en büyük kirletici etken kıskançlıktır. Kıskançlık o derece ağır bir elemandır ki, bundan arınmak pek zordur. Neyi, niçin kıskanıyoruz, nasıl oluyor da bu şekilde kendimizden geçerek hırs içinde bunalıyor olmadık hallere geliyoruz… inanılır gibi değil, unutmayın ki her varlık hak ettiğini yaşar, o nedenle daha iyisini hak etmek istiyor isek, bunun için çalışmalıyız, tertemiz bir zihin ile çalışmalı ve hak etmeliyiz. Ruhsal yaşamda liyakat esastır. Çıkarı için başkalarına zarar vermeden ahlak yolu ile yoğun bir çalışma ise karma yoganın temelini teşkil eder. Bir yogi için kıskançlık kabul edilebilir bir durum değildir… Hak ederiz, hakkımız olanla mutlu oluruz, gereksizi istemeyiz, saf ve tertemiz olarak elde ettiklerimiz, saf ve tertemiz olarak hakkımız olanlardır.

Tertemiz ve huzur dolarak sevgi ile kalınız.

Ananda'nın Feneri0 comments

Yoga Halleri

Sevgili dostlarım,

Şu anda yaşadığımız yerde yoga  oldukça revaçta insanlar onu hayatlarının içinde bir yere koymuşlar gibi görünüyor. Daha bu kasabaya ilk geldiğimizde girişte bizi koskoca bir power yoga tabelası karşılamıştı. Daha sonra çeşitli yoga stüdyoları, bol bol da bikram usulü hot yoga merkezleri bulunmakta.

Hele bir yoga stüdyosu gezdik ki zannederim dünyada eşi benzeri az bulunur, 6 adet salon her biri yaklaşık yüze metrekare, masaj odaları, meditasyon odaları, duşlar, vs. ile devasa birşeydi.

Dün gece saatlerinde kasaba merkezindeydik, zannederim saat 22.30 cıvarlarıydı, ana cadde üzerinde, tabelasında birşey yazmayıp, pek anlam veremediğim bir işaret olan bir dükkanın önünden geçerken, içeriden gelen mikrofon ile konuşan ses ve karanlık salondan sızan çeşitli ışıklar dikkatimi çekti.

Gayrı ihtiyarı kapıdan içeri baktığımda, görüğüm manzara şuydu : bir konsol önünde DJ müzik yapıyor, içeride zannederim 20-25 kişi, ortam adeta gece klübü gibi, hani bildiğiniz, tabibi caiz ise; “ cıs tak cıs tak” müzik…

İçeride çoğunluğu kadınlardan oluşan grubun üzerinde tayt kıyafetler, bileklerinde, kollarında ve ayak bileklerinde geceleri yanan fosforlu, floresan bilezikler, sargılar……

Grubun başında yönetici durumunda olan ve onun yardımcısı kadınlar ise kulaklıklı mikrofonları ile, “şimdi denge pozuna geciyoruuuuuuuz”, “kolları kaldıııııırrryukarııııı”, “şimdi sağa sola sallaaaaaa” falan şeklinde komutlar veriyor… daha sonra bildiğiniz yoga asanaları devam eden bir koreografi ile devam ediyor ???? !!!!!!…………..

Anlayamadım tabii 38 yıldır bu konuların içindeyim, bu tarz bir yoga çalışmasını ilk defa görüyorum…. Hayır, hayır kimseyi ermek değil maksadım, ama samimi söyliyeyim “vay be dedim, yoga nerelere gitmiş”…. Elbette buradaki başka yoga çalışmalarını daha tam olarak görmedim, koşuşturmadan ancak yavaş yavaş vakit bulabiliyoruz bakınmaya…. fakat şurası bir gerçek ki, ben geleneksel yogadan yanayım, bu nedenle de burada da yapacağım çalışmalar bu yönde olacak… Bakalım buralarda nasıl karşılanacak ama benim ödün vermeye niyetim yok.

Bizim yöntemimize göre yoga asanaları, uzun süreli sabit duruşlar ile yapılmalıdır, bu şekilde uygulayıcı hem dayanıklı, hem huzurlu, hem sabit ve hemde esnek bir bedene ve zihne sahip olur. Varlığımızın özü, ruhumuzda bı değerlerein hepsi bulunmaktadır, ancak yaşadığımız madde hayatı maalesef bize onları unutturuyor, hatta bir müddet sonra sanki önlar hiç yokmuş gibi yaşamaya devam ediyor, işin fenası da bunu gerçek hayat zannediyoruz.. Ne yazık !!!!

Dostlarım yoga felsefesi varlığın hiç bir konuda tüketim içinde olmamasını öğütler, bu nedenle yaşam tarzımız, bedensel ve aklî yapımız ile, gereksiz tüketimden uzaklaşmalıyız, sakın bunu herşeyi biriktirelim anlamında düşünmeyin, bize ne lazım ise ona sahip olmak ve gereksiz ağırlıklarıdan kurtulmak temel fikrimiz olmalıdır.

Bunuyalnızca fiziksel madde olarak almamalı, zihinsel faaliyetlerimizde de gereksiz depolamalardan uzaklaşmalıyız, o zaman hayat çok daha basit, yaşanılası ve kolay oluyor. Bir önceki yazımda da belirttiğim üzere tüketmeye bayıldığımız bir başka konu da zamandır, asla tüketmemeli onu en faydalı şekilde kullanmalıyız.

Şimdi durun ve düşünün, daha sonra bulunduğunuz yere bir bakın, ne kadar gereksi bazı birikimler olduğunu göreceksiniz, onlar için ne gereksiz paralar, zamanlar, hırslar harcadığınızı idrak etmeye çalışın. Yaşam zor değil onu zorlaştıran ve bazı noktalarda dayanılmaz hale getiren gene bizleriz. Oysa bize bahşedilen zaman o kadar az ki ( ama şimdi bana reenkarnasyon falan demeyin ) … Yaşamımız kıymetli ve az, o nedenle onu tüketmemeli en faydalı şekilde kullanmalıyız.

Gereksiz hırslar, bitmeyen kıskançlıklar, anlamsız sevgisizlikler, işte tükenmişliğe giden yolun vazgeçilmez kilometre taşları, bunlar için uykusuz geçen geceler, gözyaşları, sinir ilaçları vesaire… Değer mi ? asla !

Şimdi bu fazlalıkları atmanın zamanıdır, madde ile ilişkimiz az ve öz olmalı, düşüncelerimiz fuzuli ağırlıkların ataleti ile bizi istemediğimiz yönlere çekmemelidir. Sevdiklerimiz, ve bize gerçekten gereken madde ile kolay rahat ve huzurlu bir yaşam o kadar da zor değil….

İşte bu nedenle, siz siz olun, asanaları zamanı ve bedeni harcayarak değil, sukunetle, uzun uzun , esneklikle, tam bilincine vararak uygulayın… Unutmayın maddeyi anlamak ve onu faydalı kullanmak için gene maddeden ders almalıyız, bize en yakın madde ise kendi vücudumuzdur….

Hadi bakalım gelelim bu haftanın asanasına, sizlerden ricam, bu hafta,  bol bol trikonasana çalışmanız hem denge ve hem de manipura çakra için çok önemli….

http://www.yogaturk.com/yoga/asana/yoga-asanalari/trikonasana/

Her zamanki gibi duygu ve düşüncelerinizi bana yazmaya devam edin lütfen…

Sağlık ve sevgilerle kalın…

.Trikonasana_2-506x380

Ananda'nın Feneri0 comments

YAZ ÇALIŞMALARINA DEVAM

Sevgili dostlarım,

Bir önceki çalışma konusunda gönderdiğiniz maillere ve sizlerden gelen güzel enerjilere çok çok teşekkür ederim…

Gördüğüm kadar memleket oldukça sıcak ve rutubetli, ama bu yoga çalışmalarımızı engelleyecek bir durum olmamalı, rutinimizden ayrılmamaya çalışmalıyız…

Bakın, bir gün yirmi dört saat  bu zamanın içinde kimbilir ne kadar boş harcanmış vakit vardır. Bence söylebebilecek en kötü söz “vakit öldürmektir” ne demek vakit öldürmek nasıl olur bu en kıymetli olguyu öldürmek. Bizler doğduğumuz andan itibaren kaçınılmaz sona zaman ve mekan eksenleri üzerinde gitmekteyiz, üztelik zaman bizim için en kıymetli şey olmalı, onu asla boş yere harcamamalı ve asla “öldürmemeliyiz” … Zamanı daha iyi anlamak ve onu daha iyi ve faydalı kullanmak bizler için en önemli fikir olmalıdr.

Zamanın nasıl da çabuk geçtiğini anlamak için şöyle geriye dönüp bir bakın, çocukluğunuz, ilk gençliğiniz dün gibi değil mi ? mesela, yıllar önce gerçekleştirdiğimiz ilk yoga kamplarımızı düşünün, daha yeniymiş gibi geliyordur ama bakın kaç seneler geçmiş, hadi onu bir tarafa koyalım, son yoga kampımızdan bu güne altı ay geçti…..

Zamanı iyi kullanmak onun bir anını bile boş yere harçamamak, hele hele “zaman öldürmek” gibi kavramları aklından çıkarmak bir yoginin temel kavramlarından olmalı… faydalı ve iyi kullanılmış bir zaman bizler için en büyük değerdir.

Bu zaman konusunu muhakkak aklınızda tutun şimdi, zira birazdan gene geleceğim….

Umarım surya namaskara çalışmalarınızı yapmaya devam etmektesiniz, muhakkak atlanmamamsı gereken bir çalışma da özellikle bu yaz aylarında bize mükemmel destek olan pranayama uygulamalarıdır.

pranayama_icon

Gayet iyi hatırladığınıza inandığım anulama-viloma tekniğini ( burun deliklerimizi sıra ile kapattığımız yöntem ) muhakkak uygulayın

Bu bunaltıcı havalarda bizi serinletecek bir yöndem de köpek nefesidir, kısaca hatılatayım, ister yere bağdaş kurarak ( sukhasana ) ya da dizlerinizin üzerinde  ( vajrasana ) ya da dizlerinizin üzerinde ama dirsekleriniz yerde ön kollarınız ileri doğru ve avuçlarınız yere basılı olarak durun, dilinizi iyice çıkarın ve ağzınızdan hızlı hızlı nefes alıp verin, hatılaması kolay sokaklarda köpeklerin nasıl yaptığına bakmanız yeterli….

Haydi o zaman kendimize bu haftalık  bir program yapalım,

1-      Sabahları surya namaskara yaptığınız varsayıyorum J

2-      Günün herhangi bir saatinde, önce;

 

  • Ayakta durun ve gözlerinizi kapatın, sakinleşin ve çalışmanıza başlayın…
  • Sadece boyun ısınması yapın
  • Daha sonra Talasana (ayaklar paralel eller avuclar birbirine bakacak şekilde yukarıda ) çalışırken yalnız anüs kasımızın kasılmasıyla ashwini mudra yapıyoruz
  • Daha sonra vajrasana ya da sukhasana
  • Ve bahsettiğim teknikleri kullanarak ) pranayama
  • Çalışmamızı 10 dakikalık bir shavasana ile bitirelim.

 savashana

Zamanı aklınızda tutun demiştim, bugün sizlere bir çalışmayı hatırlatmak istiyorum.

367

Rahatça oturun, iskemlede olabilir, karşınıza saniyeli bir saat koyun, bir kaç dakika boyunca saatin saniyesini izleyin, onu adeta ezberleyin.

Daha sonra gözlerinizi kapatın ve saniyeyi kapalı olan gözlerinizle zihninizde çalışır vaziyette canlandirin. Gözlerinizi açın ve zihin saatiniz ile fiziksel saatin aynı olup olmadığını kontrol edin

Bakalım ne derece başarılı olacaksınız, bu konsantrasyon çalışması size mükemmel bir zaman kavramı verecektir….

Dostlarım, çalışmaları ile ilgili sorularınız olur ise her her zamanki gibi bana info@yogaturk.com adresinden mail atarak ulaşabilirsiniz….

Asla çalışmalarınız aksatmayın, iyi bir karma yogi olmaya da devam edin.

Sevgiyle kalınız…

Ananda'nın Feneri0 comments

Yaz Çalışmaları

Sevgili dostlarım,

Yaz ayları geldiğinden eski yeni pek çok dostumuz hatta benimle çalışmayıp konuyu internet vs gibi başka mecralardan takip eden yoga sevdalılarından gelen standart bir mail vardır.

“ Hocam yaz geldi yoga çalışmalarına gidemiyoruz, hava sıcak, izne çıkacağız, çocuğun okulu kapandı evde ben artık vakit bulamıyorum; simdi ne yapmam lazım ? ”

Ne diyeyim şimdi ? “ eh! Artık yaz gelmiş sonbahara kadar yoga çalışmalarına ara verin mi ?

Bir kere şunu belki bininci defa hatırlatayım, yoga sadece asanalar demek değil, zaten spor gibi yoga çalışması yapıyorsanız ne uğraşıyorsunuz ? gidin spor salonlarında klimalı ortamda, sosyalleşip serinletici sıvılar içerek sporunuz yapın, haaa! Yaparken de kulağınızda kulaklık ile müzik yada önünüzde açık tv olsun olur mu ? ….

Dostlarım, hiç bir şey yapamazsanız karma yoga çalışmalarınıza devam edin, meditasyonlarınızı yapın özellikle pranayama çalışın ama tabii asanalarınızı uygulamanızda da bir sakınca yok. Elbette genel sağlık koşullarınızı gözönüne alarak, kendinize zarar vermeden…

Tüm asanaları uygulayabilirsiniz ya da belli bir asanayı seçip o gün onu uygulayın, tatilde de olsanız yaz günlerinde evde de bulunsanız rahatlıkla çalışmalarınıza devam edin.

Ya geçen yaz ya da ondan önceki hatırlayamadım, bu günlükten sizelere günlük programlar vermiştim, o şekilde yapabilirsiniz…

Bu arada bence özellikle havanın henüz serin olduğu saatlerde muhakkak surya namaskara çalışmanızı tavsiye edeceğim… Asla terkedilmemesi gereken insane can veren bu çalışmayı keyifle uygulamaya devam edin. Sabah bu çalışmayı yapmanız sizi bezdirici yaz sıcaklarında bedensel, zihinsel ve ruhsal olarak besleyecek, yaşam sevinci verecek ve yükseltecektir.

Bildiğiniz gibi ben sizlerle yaptığımız çalışmalar sırasında, mantralara pek girmezdim, ama haydi sizlere bir kez daha surya namaskara mantralarını hatırlatayım. Her bir namaskaraya ( on iki tekrarın her hiri ) başlamadan once ilgili mantrayı söyleyin.sun

Çalışmaya başlamadan önce :

Bir başlangıç bölümü vardır, burada dünyamızın varoluş sebebi güneşe teşekkür edilir

Neyse dönelim mevzuya, bu ön bilinçlenme sekansında, güneşten, “altın küresini bir kapak gibi açarak özünde sakladığı  gerçeğe ulaştırması” istenir

Sanskritçesi şudur :

 hiranmayena patrena / satyasyapihitam mukham 

tat tvam pushann apavrinu / satya-dharmaya drishtaye

Daha sonra bildiğiniz 12 tekrar kısmına geçilir, ancak burada da kök mantraları kullanabilir ayrıca güneşin bir özelliğini hatırlayabilirsiniz..

Once kök mantralar ile başlayalım :

1-      hram

2-      hrim

3-      hrum

4-      hraim

5-      hroum

6-      hrah

Bu mantraların başına evrensel manta Om konulur,

Yoga geleneğinde bu mantraların şu organları uyardığına inanlır:

 

  • Om : Tüm yaşamsal organlar, beyini kalp be mideyi uyarır

 

  • Hram : Beyin, kalp, solunum organlar ( burun, nefes borusu, gırtlak, akcığerler, göğüs kafesi ve üst kaburgalar

 

  • Hrim : Boğaz bölgesi, damak, kalp, solunum ve sindirim organları

 

  • Hrum : Karaciğer, dalak, mide, solar pleksüs, üreme organları, rahim ve bağırsaklar

 

  • Hraim : Böbrekler

 

  • Hrah : göğüs kafesi, boyun.

Gelelim güneşin on iki özelliğine

1-      Dost olan

2-      Övülen

3-      Uyaran

4-      Parlaklık ve güzellik veren

5-      Duyuları canlandıran

6-      Besleyen

7-      Verdiği güç ile yaşam enerjisini artıran

8-      Şifa veren

9-      Çekici olan

10-   Var eden

11-   Saygın olan

12-   Aydınlatan

sun1

Bunların kullanılısı ise, on iki tekrarın her birine  başlamadan önce,

1. Om Hram Mitraya Namaha

2. Om Hrim Ravaye Namaha

3. Om Hrum Suryaya Namaha

4. Om Hraim Bhanave Namaha

5. Om Hroum Khagaya Namaha

6. Om Hrah Pushne Namaha

7. Om Hram Hiranyagarbhaya Namaha

8. Om Hrim Marichaye Namaha

9. Om Hrum Adityaya Namaha

10. Om Hraim Savitre Namaha

11. Om Hroum Arkaya Namaha

12. Om Hrah Bhaskaraya Namaha

Surya namaskara uygulaması için şu hatırlatmaları tekrar yapayım…

  • http://www.yogaturk.com/yoga/asana/yoga-asanalari/surya-namaskara/  linkini tıklayarak surya namaskara bilgi ve resimlerine ulaşabilirsiniz.
  • Öncelikle mideniz boş olsun, ya da en azından yemeklerden  4 saat sonra uygulayın
  • Genelde sabahları tecih edin ama mecbursanız günün diğer saatlerınde de çalışabilirsiniz,
  • Açık havada uygulamak tercih edilir ama imkan yok ise odanızın iyice havalandırılmış olmasına özen gösterin.
  • Tek başınıza da grup ile de uygulayabilirsiniz, unutmanyın grup halinde uygulamalar daha yoğun enerji üretir.
  • Uygulamadan yarım saat önce veya sonra yıkanın
  • Periyod doneminde kadınlar uygulamamalıdır, ayrıca, ben hamilelikte de uygulanmaması taraftarıyım.
  • Omurga sorununuz ya da yüksek tansiyonunuz veya kendinizce süphelendiğiniz bir sağlık sorununuz var ise muhakkak hekiminize başvurup onun olurunu alarak çalışın.
  • Hafif ve rahat kıyafetleri tercih edin.
  • Uygulama sırasında muhakkak bedeninizin her noktasını iyice hissedin.
  • Mantraları söylemek mecburiyetinde değilsiniz, sadece genelbilgi olarak verdim
  • Surya namaskara bir tapınma değildir, olsa olsa yeni doğan güne ve ona uyanışımıza bir teşekkür ve günlük yaşantımıza bedensel ve zihinsel bir hazırlıktır.

( Aman cok rica ederim, bilumum malum zevat, gene ortalara çıkıp, amanııın bu tapınmadııır din elden gidiyooor!!! falan diye bana tehditkar mailer atmasın, akıllı olun kimsenin dini ile alıp veremediğimiz yok, burada yazan iki satır ile inancınızı terkedecekseniz zaten diyecek bir sözüm yok, istemiyorsanız okumayın… tekrar söyliyeyim yoga bir din değildir. )

 

Ananda'nın Feneri Uncategorized0 comments

Hoşça kalın……………Teşekkürler.

Sevgili dostlar,

Kaivalya Yogashram’ın İstanbul macerası, 1989 yılında bir evin salonunda yogaya gönül vermiş 4 kişi ile başlamıştı. İlgilenenlerin çokluğu ve çalışmaların keyfi 1990 yılında resmi kuruluş ile devam etti….

Zaman içinde, Anadolu Yakasının tek yoga stüdyosu olan bu mekanda, katılımcılar çığ gibi büyüdü. Mekan değiştirildi, genişledi, neredeyse haftanın her günü her saatte seanslar yapıldı. Aşram içinde ve dışında pek çok çalışmalar, konferanslar, eğitimler, seyahatler, yoga kampları derken 23 yıldır yağmur, çamur, kar, aşırı sıcaklar demeden devam etti…

Kimi günler aşrama sığamadık. Her zaman, büyük sevgi ile birbirimizi kucakladık, hiç bir zaman bir ticarethaneye dönüşmedik. Binlerce insan dostumuz oldu, bazı günler maillere yetişemedik. Her zaman geleneksel yogadan bahsettik, asla dinsel öğretiler olmadı konuşmalarımızda.

Çalışmalarımıza katılan pek çok dostumuzun bugün, yoga öğretmeni olarak eğitim verdiklerini görmek bizler için en büyük armağandır, bizden aldıkları bayrağı çok daha ileri taşıyacaklarına eminiz.

Artık çalışmalara gelemeyenler bile her zaman dost bildikleri bizleri aradılar, hep bağlantı içinde kaldık.

Şubat ayının ilk haftası gene grup halinde Hindistan Yoga Kampı düzenliyoruz, dönüşte İstanbul’daki çalışmalarımızı sonlandırıyoruz. Kaivalya Yogashram’ın bundan sonra yoluna Toronto’da devam edecek.
Orada da elimizden geldiğince, gücümüz yettiğince, bilgimiz elverdiğince yoğun çalışmalarımıza devam edeceğiz. Burada da Mihri Hoca’mız yeni çalışma programı ile yeni bşr mekanda kısa bir süre sona Kaivalya Yogashram çalışmalarına devam edecek

Elbette, bu web sitemiz ve bloglarımız daha da canlanarak yayınlarına devam edecek, ayrıca bir internet radyosu kurma çalışmalarımız da devam etmekte. Sizlerle en azından siber ortamda pek çok kanaldan irtibat içinde olacağız. O çok sevdiğimiz, e-maillerinize her zamanki gibi muhakkak cevap vermeye devam edeceğiz….

İstanbul’daki dostlarımızdan ayrılmak elbette çok zor, ama en azından yılda bir yoga kamplarımız devam edecek…

Şimdi tüm dostlarımıza, bu 23 yıldır bizimle birlikte yürüdükleri için çok teşekkür ederiz, sevgilerini, sırtımızdan eksik olmayan ellerini her zaman hissedeceğiz.

Mottomuzu tekrarlayalım, “yoga yapılmaz yaşanır”….

Bir kere daha hepinize çok teşekkürler, sağlıcakla ve sevgi ile kalınız….

Ersin “Ananda” Saran

Ananda'nın Feneri Uncategorized0 comments

Bayram tatili …vs..

Sevgili dostlarımız….

Uzun süreli bir bayram tatili var önümüzde….
Gördüğüm kadarı ile pek çok kimse “pastırma yazını” değerlendirecek faaliyetler için İstanbul dışına çıkıyor… Aşramımız 24-30 ekim tarihleri arasında tatil 31 ekim itibarıyla normal programlarımızla devam edeceğiz…

 Yeni Mekanımız oldukça müsait gene de yoğun ve ileri dereceli hatta deneysel bu çalışmalarımızı maksimum 10 kişlilik gruplarla sınırladık… Şu anda da gruplarımız dolu, yeni katılmak isteyenlerle ön görüşme yapıyor ve uygun ise çalışmalarımıza belli bir seviyeden başlıyoruz… Herkes memnun.

Eski katılımcılardan ricamız gelmek istediklerinde önceden bizi aramaları, elbette onlar için bir ayarlama yapar, keyifle devamlarını sağlarız….

Şimdiden keyifli, sağlıklı bir tatil diliyoruz, dönüşte çalışmalarımızı tüm yoğunluğu ile sürdüreceğiz….

Sevgiyle kalınız…

Ananda'nın Feneri Uncategorized0 comments

  • Duyurular

Descargar musica