Archives

Blog Archives

Bir iki hatırlatma

BİR İKİ HATIRLATMA….

 

Dostlarım,

Hatha yoga çalışmalarının vazgeçilmezi derin gevşeme ya da ölü yatışı veya öz adıyla, şavasanadır. Nedense pek çok asana uygulayıcısı bu çok önemli ve elzem adımı atlar ya da geçiştirir. Oysa uygulaması açısından en zor asana şavasanadır.

savashana

Aman hocam yerde yatmanın neresi zor diyeceksiniz, ama öyle değil.

Kısaca düşünelim, eğer gerçekten asana uygulayıcısıysanız yani yoga asanaları sportif çalışma gibi değil de geleneksel ve asıl şekli ile uyguluyorsanız; bir asana uygularken zihnen ve bedenen şu adımları atlamamanız gerekir.

Uygulayacağınız asanayı zihninizde tanımlamak
asanaya konsantre olmak
fiziksel hazırlığını yapmak
pozu uygulamak
uygulama sırasında fiziksel bedenin tam farkına varmak
ilgili çakraya konsantre olmak
fizik ve sübtil beden üzerindeki enerji akışlarını hissetmek
yeteri kadar uygulamanın sonunda, tam algılama içinde bulunmak
zihnen ve bedenen asanayı tamamlayarak bitirmek
uygulamanın sonunda uygulamanın tam şuurunda olmak

Şavasana haricindeki asanaları uygularken sorun yok zira fiziksel bir hareket faaliyeti içinde bulunduğunuzdan bu adımların hepsini rahatça uygulayabilirsiniz. Ama şavasana çalışması sırasında hele tek başınıza iseniz uykuya yenik düşme ihtimaliniz ya da en azından arada dalıp gitme durumunuz olabilir. İşte bu asanayı zor kılan en önemli olgulardan biri budur.

Gruplar halinde yoga stüdyolarında yapılan çalışmalar genellike 45 dakika, bir ya da bir buçuk saat gibi kısıtlı sürelerdir. Mümkün olduğunca çok asana uygulanır ama şavasana çok çok son beş dakikada yapılır.

Oysa zaman kısıtlaması olmayan çalışmalarda bunu gerektiği gibi daha uzun sürelere çıkartmak mümkündür.

Hatırlarsanız her zaman söylemişimdir, mühim olan bir seansa ne kadar çok asana uyguladığınız değildir. Bir seans sadece bir veya iki asanadan oluşabilir ( tabii bu durumda standart bir günümüz insanı isyan ederekek “canım o kadar para verdim hoca beni iki hareketle geçiştirdi” şeklinde düşünebilir ). Biliniz ki gerçekte her yoga seansının vazgeçilmezi şavasana olmalıdır.

Bakın doğrusu ise her asananın uygulanışından sonra şavasana uygulamaktır, elbette bu durumda çalışma süresi epeyce artacaktır, şöyle denemenizi tavsiye edeceğim :

Sevdiğiniz herhangi bir ayakta asanayı uygulayın bitiminde şavasana yapın, daha sonra herhangi bir oturarak asana uygulayın, bitiminde şavasana, bir sonraki adımda herhangi bir yüzükoyun asana ve bitiminde şavasan ve en son olarak bir sırtüstü asana ve uzunca bir şavasana ile bitirin….

Günlük yarım saatlik bir programa bunu yerleştirebilirsiniz. Deneyin ve sonuçları hissedin, gerekirse konu ile ilgili mail atabilirsiniz her zaman olduğu gibi.

Lütfen çalışmalarınızda şavasanayı ihmal etmeyin.

Bir başka konuya değinmeden edemeyeceğim, piyasada yerli yabancı pek çok yoga kitabı mevcut, tercümeleri ile Türkçe’ye kazandırılmış güzel eserler de olduğu gibi, tabii bazı çalıntı metinler de var ama bu bizim konumuz değil okuyunca zaten anlarsınız.

Ben her zaman yorumsuz kadim yoga metinlerinin okunması taraftarıyım (bu diğerlerini okumayın anlamına gelmiyor, aksine bol bol okuyun; tabii intihal olan bazılarını ayırd edebilmek size kalıyor) zira bunlar temel eserlerdir ve bazen bir yogi için pek çok yorumdan daha faydalı olabilir, zira size kendi kendinize anlama ve bireysel yorum yaparak bilinçlenme sağlar.

Bu kitaplardan içinde bir önem sıralaması yapmak yanlış olabilir ama bugün sizlere yoganın temel eserlerinden, “Gheranda samhita”yı tavsiye edeceğim. Muhakkak edininiz ve okuyunuz, çok faydalanacağınıza eminim.

Huzur içinde keyifli çalışmalar dilerim yaşamınız yoga dolu olsun.

Sevgi ile kalınız.

Ananda'nın Feneri Asanalar geziler Home_slider Meditasyon Uncategorized Yoga Genel0 comments

BİREY

BİREY …

Dostlarım,

Kendinize bir bakın, birey misiniz yoksa sürüden biri mi ?

Kendi aklınızı kullanarak, kararlar alabiliyor musunuz ? ( doğru veya yanlış harketmez, zira yanlışı aklınızı kullanarak düzeltebilirsiniz)

Yoksa hala güdülmeye mi ihtiyacınız var ?

Görebiliyor musunuz ?

Birey olarak ayakta durabilmek için herşeyden önce iyi gözlem ve akıl kullanarak, muhakeme yapmaya ihtiyaç vardır.

Her ne kadar Guru sistemi var ise de Yoga kişiyi birey olabilmeye yönlendirir. Neticede Guru da bir insandır, öyle yüce alemlerden falan gelmişliği yoktur. Hatalar yapabilir…. ( doğrusu artık nesilleri tamaen tüklenmiş olan Gurular en azından fizik hatalar yapmazdı zira maddeye ihtiyaçları yoktu)

Bu nedenle tek bir yönden bilgi alıp kendinizi tamamen diğerlerine kapatarak bir sürüye ait koyun olmamak gerekir, zira bildiğiniz gibi bazen koyunlar başlarındakini takip ederek uçurumdan aşağıya atlarlar…

Bilgiye aç olmak onu bilgi oburluğu yapmadan bireysel yaşamda kullanılır kılmak en doğrusudur.

Bilgiye ve onu verenlere elbette saygı sonsuzdur, ama kişi bir noktada birey olduğunun farkına varmalı ve aklını kullanabilmeli ve özgürce hareket edebilmelidir.

Ne yazık ki insanlığın büyükçe bir bölümü halen sürü olmayı tercih etmektedir, Neden? Zira o noktada sorgulama yoktur, sizin için biri veya birileri karar verir siz de onu uygularsınız. Genelde o tepedekini ulaşılmaz görür onun talebiyle ya da kendiliğinizden onu ulularsınız. Kişisel fikirleriniz ve geniş görüşünüz kısıtlanır ve sadece o şeye bağlanır. Bunun illada felsefi konular olması da gerekmez. Yaşamın her alanında olabilir.

vaktiylr cumartesi sohbetlerimizde değilniğim bir örneği hatırlatayım. Çok iyi bir futbolsever olabilirsiniz, maçları takip edersiniz, takımınız kazanınca sevinir, kaybedince üzülürsünüz, stadyumda, sizi önce taraftar grubu olduğunuz köşede oturmak bekler, sonra amigo isimli kişiler tarafında belli kalıpları belli zamanlarda söylemeye mecbur bırakılırsınız, otur der oturursunuz kalk der kalkarsınız, karşı takımda oynayan, oysa milli takımda alkışladığınız futbolcutya ana avrat küfredersiniz, tezahürata katılmazsanız hoş karşılanılmaz zamanla gruptan koparsınız…. falan … falan … falar… Yani şöyle kendi başınıza keyifle bir maç izleyemezsiniz…
Eeee! Ne oldu futbolseverliğiniz, diyelim karşı takım size şahane bir gol attık, siz kahrolursunuz, oysa o güzel golün farkına bile varamazsınız….

Rahat olun yahu, tabii takım tutabilirsiniz ama maçı birey olarak izleyin, karşı taraf güzel oynuyorsa futbolseverlik adına ondan da keyif alın, sonuçta yenseniz de yenilseniz de futbol seyretmenin keyfini yaşama zevkini yaşayın…

Ya da televizyondaki bazı sitkomlarda olayın ardına gülme efekti koyarlar, hani siz nerede güleceğinizi bilmiyorsunuz ya o size yardımcı oluyor, eh adamlar gülüyor ben de güleyim durumları yani… vah .. vah .. vah..

İşte hayat ta bu…
Yoga konusunda da rahat olun eğer yoga hayatınızın bir parçası olmuşsa, hocanızın kim olduğu, hangi ekole ait çalışmalar yaptığınız önemli değildir.

Yoganın sınırsız alanlarında keyifle, rahatça, açık fikirlilike, özgürce gezinin, tecrübe edin, hissedin, ilerleyin, herşeyden önemlisi birey olun… Kendi Guru’nuz olun…

Emin olun rahat edersiniz.

Yakın yazılarımdan birinde özellikle sabahları ya da günün müsait zamanında sizlere surya namaskara ( güneşe selam ) uygulamayı önermiştim. Buna devam edin fiziksel aktivitenizi en iyi şekilde dengeler.

http://www.yogaturk.com/yoga/asana/yoga-asanalari/surya-namaskara/

Bunun yanında bu günlerde çalışmak iöçin iki asana daha vereceğim bunlar da basit ancak son derece faydalıdır

http://www.yogaturk.com/yoga/asana/yoga-asanalari/setu-bandasana/

setubandhasana_2-506x380

ve

http://www.yogaturk.com/yoga/asana/yoga-asanalari/naukasana/

naukasana-506x380

Gerekli bilgiler için linke tıklamanız yeterli.

Keyifli, bol yogalı yaz günleri dilerim.

Sevgi ile kalınız…

Ananda'nın Feneri Asanalar Meditasyon Yoga Genel0 comments

Tatmin garantisi..

Bulunduğum ortamda reklamların bir kısmında satılan mal için tatmin garantisi veriliyor. Adam malını satıyor bu maldan tatmin olacağınızı garanti ediyor, olmazsanız iade ediyorsunuz….

med

Günümüzün en büyük problemi tatmin olamama durumudur…Yok,yok burada cinsel tatminden söz etmeyeceğim. Çok sıradan tatminlerden bahsedelim, dikkat edin dünyamızın çoğuna hakim olan sistemin insanoğlunu getirdiği nokta tatminsizliktir.

Gerek üretim ve her türlü mala ulaşım ve elde etmenin kolaylaşması ve gerekse her geçen gün önümüze konulan yepyeni mamuller bizler elimizde kısa sürede elde olanlardan tatmin olmamaya ve bunun içinde onlardan vaz geçip yeni birşeyler almaya yönlendiriyor. Öyle ki bu yeni aldığımız ile sanki tatmin olacağız.

Oysa herşey kısır döngüden ibaret, aldığınız yeni mal veya hizmet kısa sürede yerine yenisinin sunulması ile bizler için artık yetersiz kalıyor..

Maalesef bu sistemin yakıtı bu tatminsizlik ve tüketmedir. Sistem tüketmeniz için gerekirse cebinize para bile koyar ki daha çok harcayın, hep yenilerini alın hatta mümkün ise elinizde var olanın aynısından bir tane daha alın…

Şimdi dolaplarınızı tıka basa dolduran herşeyi bir gözünüzün önüne getirin kimbilir ne kadar çok gereksiz şey almışsınızdır, ya elinizdeki cep telefonu, önceleri hantal ve sadece ev dışındayken haberleşme aracı olarak kullanıyorduk, sonra buna sms eklendi, yetmedi tabi, bazı telefonlar kendi kriptolu bedava mesaj sistemlerini koydular, yetmedi e-maillerini almaya başladınız, olmadı sosyal ağlar ile anlık haberleşmeler, internet üzerinden konuşmalar eklendi. Elinizde bunların hepsini yapan bir telefonunuz olduğunda tatmin oldunuz mu? Hayır!  bu defa onun 4 numarası yok 5 es’i cıkacak diye hayallere başladınız bile oysa onlar çıktığında aldığınız anda eskiyecekler; zira o sırada müteakip telefon modelinin dedikoduları sizi kudurtrmak için kasıtlı olarak yayılmaya başlayacak.

Asla tatmin olmayacaksınız, olmamanız için gerekli tüm silahlar da size yöneltilmiş durumda, bedelini elbette sizden alacaklar ama inanın ne kadar ödeseniz gene de tatmin olamayacaksınız, gün gelip hayat biterken kimbilir ne büyük tatminsizlikler hala içinizi kemiriyor olacak….

Hadi diyelim mal ve hizmetler için bu hırsınız var, peki ya düşünceler için ne demeli…En acıklısı da belki onlar, kafanızda binbir düşünde var, mesela varlığınız ve bu dünyada neden bulunduğunuz ile ilgili düşünceler içindesiniz. Umut ve heyecan ile size net ve tatmin edici bir bilgi verilmesini arzu ediyorsunuz. Size birileri birşeyler söylüyor, yetmiyor, onlara “bu sözleriniz beni tatmin etmiyor” diyorsunuz, daha da ajite oluyor ve daha fazlasını istiyorsunuz, bu isteğiniz öyle bir noktaya geliyor ki kafanız sadece buna çalışmaya başlıyor. Ama ne yazık ki tatmin olamıyorsunuz.

stairsSiz kendinizce bu dünya ve onun yaşantısı ile ilgili her şeyi çözdünüz, insan-ı kamil oldunuz, bu nedenle de çok daha öteleri araştırmaya ve hatta bulmaya karar verdiniz, belki de kesin olarak çözeceğinize inanıyor ama ne yazık ki kimseleri, hiç bir bilgiyi dinlemeye tahammül ve tenezzül edemiyorsunuz. Fikriniz sahip egonuz ile birşeyleri çözmeye çalışıyorsunuz….

Dost acı söyler, size şunu garanti edeyim de içiniz rahatlasın; çözemeyeceksiniz, hiç üzülmeyin. Bunun yerine önce bu dünyayı ve onun problemlerine odaklanın dostum. Maddi durumunuz iyi olabilir, bu size herşey tamammış gibi bir his verebilir… Ama o iş öyle değil, varlık önce dünya ile barışmalı ona yukarılardan değil, basamağın en altından bakabilmeli. Dünya yaşamını özümsemeli ve kibiri bir tarafa bırakmalıdır. Zira kibir tahmin edileceği gibi tatmin değil tam aksine en büyük tatminsizliktir… Varlık sükunet ile bulunduğu duruma şuurlanmak için uyanık olmalı ve onu anı en iyi şekilde idrak ederek yaşamalıdır.

Herşeyden önce biraz durun yahu telaşınız ne? Oturun ve sahip olduklarınıza bakın, durun, oturun, koşmayı koşuşturmayı durdurun, o delice yaptıgınız beden harcama işlerine kısa bir ara verin…. Şu anda elinizde olanlara bakın ve onları hazmedin önce… Onlardan memnun olun, bunu gerçeken hissedin… gerçek ihtiyaçlarınızı düşünün, olmazsa olmazları; göreceksiniz ki belki hiç bir şeye ihtiyacınız bile olmayaca… O dağlar gibi dolapları içindekileri düşününün. Hatta buzdolabınızı ve kilerinizi orada aç gözlülükle almış olduğunuz, muhtemelen zamanında tüketemeyeceğiniz dolayısı ile atacağınız şeyleri…

spiritualtyŞunun farkına bir noktada varacaksınız, deli gibi bir tüketim içindeyim, bu hırs elimde olanlarla mutlu olmamı tatminimi imkansızlaştırıyor…Göreceksiniz ki en büyük düşmanınız olan zaman dahi daha dost olacaktır…

Sağlığınız yerinde ise zaten en önemli hazineye sahipsiniz…

Zihninize hükmedin ve kendinizi tüketen bu tatminsizliği anlamaya çalışın önce…

Kişi en basit bir bilgiye dahi açık olmalı bunları, yanlızca sahip olduğu geçmiş bilgiler ile tartmamalı, ona yepyeni gibi bir göz ile bakmalı, dinleyebilme azim ve gücünü göstermeli ve hazmetmelidir.  Unutmayın çevrenizdeki herşeyden ders çıkartmak mümkün. Yeter ki hırs bürümüş madde gözü ile değil gerçek gönül gözü ile bakıp ruh ile anlayabilin. Tüm bu bilgiler ışığında asla hırs yapmadan fikriyatını geliştirmeli ve hayatı anlamak için çaba sarfetmelidir. Bilgiye muhattap olurken pragmatik davranmak, basit gündelik cevaplar verip hiç dinlemeden karşı sorular hazırlayarak,  kaynağa ne kadar akıllı olduğunuzu göstermek amacı  güden basit söz manevralarına girmek sizi daha da çıkmaz hale sokacaktır, elde edeceğiniz ise muhtemelen o kaynak tarafından bir daha kaale alınmamak olabilir. Zira unutmayın bilgi sahibi olmak liyakat meselesidir.

Rahat olunuz, yaşantınız boyunca bazı fikirlerinize tam ve kesin cevap alabilmeniz mümkün olmasa da, yaşamınız değerli ve güzel olacaktır.

Sağlıcakla kalınız…

Ananda'nın Feneri Meditasyon0 comments

Yoga ile uçulur mu ?

Sevgili Dostlarım merhaba,

Çok uzun yıllar önce yoga çalışmalarını yaptığımızı söylediğimizde, çevreden alaycı  tavırlarla aldığımız ilk tepki “ abi, yogada uçuyor musunuz ya ?” şeklinde olurdu. Biz de tüm saf ve naifliğimizle uçmadığımızı, yoganın ne olduğunu  anlatır duruduk. Karşımızdakinin “boşver abi” şeklindeki müstehzi ifadesi hiç değişmezdi… Zaman içinde gördüm ki, sabit fikirli bazı kişilere bunu anlatmaya çabalamak sadece gereksiz zaman ve enerji kaybı, zira ne sizin fikriniz değişiyor ne de karşınızdakininki, zaten onun da sizin gibi düşünme mecburiyeti yok. Bu nedenle uçuyor musunuz ? diye soranlara “evet uçuyoruz” şeklinde cevap vermeye başlamıştım. Ne de olsa gençlik işte….

Aslında doğrudur, yoganın belli uygulamaları uçurur, nasıl mı?

Geçtiğimiz günlerde, çok sevdiğim bir dostum ile elektronik ortamda yaptığımız kıymetli  sohbetlerden birinde, konu geldi çattı bandhalara….

Yoga uygulamalarının çok bilinen ve vazgeçilmez sacayakları bildiğiniz gibi, asana, bandha ve pranayamadır…

Hatırlarsanız birlikte yaptığımız çalışmalar sırasında bandhalara, her zaman özel bir önem vermişimdir, bunların da başında benim için Uddiyana Bandha gelir…

bandha

Zira uddiyana her zaman ve her ortamda bize destek olarak vardır, kısa sureli yalnız kalabileceğiniz    (aslında yalnız olmak da şart değil) her ortamda rahatlıkla uygulanabilir.

Bandhalar, bazı durumlarda, pranayama teknikleri içinde kabul edilir, ben bunları apayrı bir yöntem olarak düşünür ve uygularım, evet, bir nevi arınmadır ama yogik çalışmaların hepsi gerçekte arınma değil mi ?

Bandha en dar kelime anlamı ile, “kilit”,”bağ” demek…

Uygulanışı itibarıyla basitçe,  fiziksel yapının belirli şekillerde kilitlenmesi ile enerjinin önce tutulması, daha sonra yükseltilmesi ve belirli bölgelere yönlendirlimesidir…

Şöyle kısaca hatırlarsak  temel olarak 3 bandha var bunlar;

  • mula bandha
  • uddiyana bandha
  • jalandra bandha

Bir de bu üçünün birlikte uygulandığı “maha bandha” mevcut.

İlerideki yazılarımda sizlere diğerlerinden de ayrı ayrı sözedeceğim ama öncelikle bir kere daha uddiyana bandha yı hatırlayalım.

Uddiyana “yukarı doğru çıkmak, uçmak” anlamına gelir…

Uddiyana bandhayı oturarak veya ayakta uygulamak mümkündür, ben genellikle ayakta uygulamayı tercih ederim, öğretirken de bu şekilde öğretir veöyle uygulanmasını isterdim…

Haydi gelin birlikte bir kere yapalım…

Önce ayaklar paralel ve yaklaşık omuz açıklığında ayakta durun, daha sonra dizlerinizi hafifçe bükün. Ellerinizi uyluklarınız üzerine koyun,  parmakların içe başparmakların ise dışarı gelmesine özen gösterin böylece göğüs kafesiniz sıkışmayacak ve açık kalacaktır.

Öne doğru eğilip, nefesinizi tamamen boşaltın, bunu kısa sürede ve tam olarak yapın, daha sonra geriye doğru gelin ve hiç nefes almadan nefes alırmış gibi yapın, göreceksiniz ki karnınız içeri doğru çekilecektir. Bir müddet bu şekilde durduktan sonra, tekrar hafifçe öne eğilip derin bir nefes alın. Eğer başlangıçta  nefesinizi  tam olarak boşaltmadıysanız, tekrar nefes almanız sırasında boğazınızda hırıltılar olabilir, ya da hala içeride nefes kalmış bulunabilir.

Bu nedenle ilk öne eğilişte nefesinizi iyice boşaltmaya çok önem vermelisiniz…..

Bu şekilde en az on tur tekrar edin.

manipuraÖncelikle fizik yapınızda belirgin bir ısınma hissedeceksiniz. Zira uygulama sırasında göbek bölgesindeki manipura çakra aktive olacaktır. Bu çakara bildiğiniz gibi ateş enerjileri ile ilişkilidir.

Manipura çakranın uyarılması ile kişinin özgüveni, iradesi, kararlılığı artar, disipline olmak kolaylaşır….

Fakat amaç sadece manipura çakranın uyarılması değildir. Amaç özellikle kök ve ikinci çakralarda bulunan yoğun yersel  enerjinin bir pompa gibi yukarıya yönlendirilmesidir, yada şöyle diyebiliriz fizik alem varlığı olan madde yapımızdaki yoğun toprak ve su enerjilerinin ateş enerjisi ile yakılarak saflaştırılması ve başta hava ve ether olmak üzere üstün enerjilere transformasyonudur.

Aynı zamanda bu yoğun enerji değişimi varlıkta belirgin bir arınma yaratır. Kişiyi güçlü ancak sakin ve kararlı bir hale getirir…

Bence uddiyana her gün muhakkak en az  onluk çalışmalar halinde çalışın… Bu bandhayı isterseniz sabah yada günün belli saatlerinde uygulayabilirsiniz, hatta akşamları da rahatlıkla olanabilir. Özellikle çok yoğun günlerinizde güne başlamadan ve gün sonunda muhakkak tavsiye ederim.

Özellikle aşırı istekleriniz olduğunda, asabi hallerde, sakın ihmal etmeyin.

Alın size yoga ile uçmak…

Her zamanki gibi maillerinizi bekliyorum…

Sevgiyle kalınız…

Ananda'nın Feneri Asanalar0 comments

MEDİTASYON MU DEMİŞTİNİZ ???

Dostlarım merhaba,

Iki konuda da çok mail aldım, bu nedenle bazı detayları yazmak istedim.

Meditasyon önerdiğim yazıma gelen, maillerde, hocam ne meditasyonu yapalım ? tarif et gibi talepler var… Olur elimden geleni yapayım fakat ben ne yapsam tariften öteye gitmez…

medspc

Haydi, once şu bin kere anlattığım minik hikayeyi bir kere daha anlatayım.

Himalayaların yüksek tepelerinde herşeyden uzak bir aşramda çocuk yaşta bir talebe varmış. Çok güzel dersler verirler, çocuk ta iyi bir talebe olarak hepsini büyük bir disiplin içinde takip edermiş. Birgün hocalarından biri ona bir inekten ve sütten bahsetmiş. Çok meraklanan talebe hocasıa ineği ve sütü iyice anlatmış ve adeta hafızasına kazımış. Hikaye buya,  bulundukları yerde inek yokmuş. Bu nedenle hiç bir zaman ne ineği görebilmiş, ne de sütü tadabilmiş….

Aradan zamanlar geçmiş ve bizim küçük talebe büyümüş ve hocaları tarafından çok sevilen genç bir swami olmuş, o da hocalarını pek severmiş.

Günlerden bir gün aşramdan ayrılıp, öğrendiği bilgileri paylaşmak üzere aşramdan ayrılası gerektiğini söylemiş sevgili hocaları…

Büyük bir heyecanla, ayrılıp, daha aşağılara Himalaya’ların eteklerine inmiş ve oradaki köylerden birine ulaşmış… Kimselerin ortalarda  olmadığı bir saatmiş…

Çoğu Hint köyünde olduğu gibi meydanda bir inek heykeli varmış, o sırada kaidesini boyamakta olduklarından bir kova da kireç bulunyormuş… Gördükleri vaktiyle hocasının kendisine anlatığı inek ve süt tanımlarına bire bir uyuyormuş. Swami merakla kovaya yönelip, içindeki boyayı süt zannederel bir güzel içmiş.

Tabii çok fena olmuş, köylüler onu bu durumda bulup zorlu bir tedaviden geçirmişler. Bizim swami, hocalarının kendisini aldattığına çok içerlemiş. O hiddetle aşrama geri dönmüş ve kızgınlık la hocalarının karşısına çıkarak, kendilerinin onu aldattığını yanlış bilgiler berdiğini söylemiş.

Kendisini sorumluluk ve biraz da üzüntü ile dinleyen hocası, demek ki sana yeterince iyi anlatamamışım demiş ve özürler dilemiş.  Sonra eklemiş

“ ne var ki kabahat gene de sen de, o sütü sen mi sağdın ?”

Bu tipik Hint masalından çıkarsamalarımızı yapalım, hoca size ne kadar anlatırsa anlatsın, onu uygulayacak ve sonular çıkartıp neticeye varaacak olan sizlersiniz.

Bu nedenle, anlatmak ve önermek benden uygulamak ve netice almak sizden…

Bu yolda çok çalışmalı, tembellik etmemeli, defalarca sonuçlar almalı ve kendi analizinizi yapmalısınız.  Yol belki uzun ve abilir ama varacağınız noktanın büyük bir mutluluk, huzur ve varlıksal özgürlük olacağını söyleyebilirim. Uygulamanız sırasında beklentniz olmasın sakın. Yaptığınız dinsel bir tecrübe de değil yani sonunda cennet vaadedilmiyor ya da cehnneme gitmiyorsunuz.

Hadi bugün biraz nefes üzerinden çalışalım. Malumunuz günümüz batısında özellikle son yıllarda nefes çalışmaları adeta yeni keşfedilmiş gibi çeşitli isim ve yöntemlerle uygulanır oldu, ortalık nefes çalışmasından geçilmez oldu son birkaç senedir. Oysa nefes teknikleri, pranayamalar yoganın standart yöntemleridir yüzlerce yıldır uygulanır, zaten şu anda var olan batılı teknikler de bunlardan devşirme. Bunları kötülemek için asla söylemiyorum ama gerçekleri de bilelim…

Ne demiştik nefes ile meditative çalışma mı ? gelin yapalım hem de mantra ile….

Mantramız SoHam

Gelin hiç gecikmeden uyugulamaya geçelim;

Swami Rama özellikle SoHam meditasyonuna önem vermiştir.

Şimdi meditasyon ortamınıza geçin ve orada sırtınız dik olacak şekilde outrun. Öncelikle nefesinize odaklanın, onu yavaş yavaş izlemeye başlayın. Nefes alış verişleriniz sığ ve cılız olmamalıdır, aksine hafifçe sesli ve duraksamasız soluklanın. Yani abartılı olraka kefes alıp , tutup, neffes verip, tutup devam etmeyin.

Burnunuzdan derin ve hafif sesli olarak yoga nefesi alın ve gene burnunuzdan verin.

Bilirsiniz ben nefes uygulamalarında sayı saymayı pek benimsememişimdir. Bedeni zorlamadan maksimim sürede nefesi alın ve verin gayet tabii olarak.

torax

Bir yandan da bunu zihnen izleyin… İlk adımımız bu.

Unutmayınkı soluk alış verişiniz içşel yapınızın barometresi gibidir, ne kadar stress altındaysanız o derece düzensiz, sık ve hızlı nefes alıp verirsiniz. Oysa derin uzun ve rahat bir soluklanma sizi zihin seviyesinde de huzura yöneltecektir.

Şunu da hatırlatmalıyım ki zihni bir noktaya yönlendirmede pek çok yöntemler olmasına rağmen en iyi yol nefese odaklanmaktır.  Zira hiç bir dışsal araç kullanmadan bizzat kendinizi kullanıyorsunuz. Tabii ve rahat. Zira O sizsiniz….

Nefesinize ne karada ii konsantre olabilirseniz, huzur ve sükunet o kadar derin olacak ve mutluluk duyacaksınız.

Bir sonraki adımda artık mantramızı kullanabiliriz, o güzel nefes alışınızda içsel olarak SOOOOOOOO deyin, hiç duraklama yapmadan verirken de  HAAAAAAMMMM.

Bir müddet bunu devam ettirin, adeta mantranın güzel vibrasyonu ile bütünleşerek,  beden, zihin ve nefesi denge haline getirin.

Özellikle çok yoğun zamanlarınızın öncesinde ve sonrasında size büyük bir huzur verecek bu yöntemi her zaman uygulayabilirsiniz. Gerekirse ofisinizde bile kısa bir zaman ayırıp muhakkak tatbik edin.

O zaman ne duruyoruz, şimdi hemen hiç vakit geçirmeden başlayın.

Sonuçlarla ilgili yorumlarınızı her zamanki gibi bana yazmaktan çekinmesin, güzel mailleriniz beni fazlasıyla mutlu ediyor…

Sevgiyle kalın….

Ananda'nın Feneri Meditasyon0 comments

Muhteşem bir güne başlamak

Sabah belki alışkanlık belki de saatinizin alarmı  ( hoş bu günlerde alarm cep telefonları ya ) ile uyanıyorsunuz. Bir telaş kalkıp yüzünüzü yıkıyor ya da duş alıyor, dişlerinizi fırçalıyor, saçınızı başnızı düzeltip giyiniyorsunuz, muhtemelen kahvaltıyı atlayıp dışarı fırlıyorsunuz. Sonra muhtemelen çıldırtıcı bir trafikte işinize gidiyorsunuz….

Belki bunların hiç biri olmuyor ev kadınısınız o hiç bitmeyen koşuşturmaya atıyorsunuz kendiniz, veya diyelim emeklisiniz ve nispeten sakin bir gün sizi bekliyor…..

Öyle veya böyle, sizi koskoca bir gün bekliyor, yorucu, düşündürücü, binbir çeşit duygusal karmaşa içinde etki ve tepki mekanizmasını çalıştıracak bir 24 saat…

Sabah ki programınıza geri dönelim, bir şeyi atlamadınız mı ???

Eğer bu sayfayı okuyorsanız ya eski bir talebemsiniz ya da yoga ile ilginiz var demektir. O zaman da cevabınızı duyuyorum… Evet ! sabah meditasyonu ….

Bir yogi sabah meditasyonunu atlamamalıdır, en iyi sabah meditasyonu, semanın en karanlık olduğu andır, bu da alacakaranlığın hemen öncesindeki zamandır. Ortam sakindir, henüz kuşlar bile çıkmamıştır ortaya. İşte bu zamanı kollayıp, yirmi dakikalık bir meditasyon yapmayı adet edinirseniz kendiniz için şahane bir şey yapmışsınız demektir. Güne muhteşem başlama şansını kullanmışsınızdır.

tanyaedit

Diyelim ki erken yatamıyorsunuz, o zaman normal uyanışınızı yaklaşık yarım saat öne alın. Uyanın, temizliğinizi yapın ve daha sonra meditasyonunuza oturun. Sakın telaş etmeyin. Huzur içinde çalışmanızı yapın. Rahatlayın, aklınız ve duygularınız sakinleşsin, arınsın. İçinizdeki devinimler durulsun. Varlığınız yücelsin, yaşam gücü gelsin. Günün tüm zorlukları daha kolaylaşsın.

Peki ne yapalım? Pek çok meditasyon tekniği var elbette, bunların çoğunu beraberce çalıştık. Ya da başka yerlerden okuduğunuz öğrendiniz. Hangisini isterseniz kullanabilirsiniz, yoga çalışmaları şekil şartları ile olmaz, siz kendiniz için doğru olanı bulur ve en iyisini yapabilirsiniz. Korkmayın ve kendinize güvenin. Yaptığınız çalışmayı kediniz için yapıyorsunuz, bu bir dinsel ritual değil eğer dinsel ritüelleriniz var ise şimdi yaptıklarınız buna engel değil. Tertemiz bir zihin, iradeli ve dayanıklı bir varlık olarak güne kendi ayaklarınız üzerinde başlıyorsunuz…

Ben genelde şunu yaparım, meditasyonuma oturduğumda once bu çalışmayı yapacağımı kendime hatırlatırım, bir sonraki adımda tüm bedenimi her yeri ile hissetmeye çalışırım. Tek tek sayarım ve rahatlatırım. Daha sonra fizik yapımın seslerini dinlerim, bilir misiniz, iç varlığımızın ne kadar çok sesleri vardır… Aman hemen öyle bana bir yerlerden mesajlar mı gelecek gaipten ses mi duyacağım ? falan havalarına girmeyin. Hiç biri değil, sadece bedeninizde oluşan fiziksel seslerden bahsediyorum burada.

Daha sonra nefesimi dinlerim, onu yönlendirmem sadece normal nefes alıp veririm ve dinlerim. Bu beni sakinleştirir.

En sonunda ilk mantramı içsel olarak söylerim, bunu bir müddet devam ettiririm, daha sonra tamamen sessizliğe burakırım kendimi… Onun içinde eririm… Bir yağmur damlasının okyanusa düşüşü gibi…

Bilinçli olarak tamamlar ve tekrar nefesimi hisseder daha sonra bedenimi algılarım. En sonunda once ayaklarımı daha sonra ellerimi ve başımı hafifçe oynatır. Gözlerimi bir kaç kere açıp kaparım ve tamamlarım….

Elbette bunu yapmanız şart değil isterseniz deneyebilirsiniz, başka medştatif çalışmaları da rahatlıkla deneyebilirsiniz.

Haydi bakalım günü muhteşemleştirmek elinizde asla sabah meditasyonunuzu ihmal etmeyin

Her türlü sorularınızı bana göndermeye devam edin biliyorsunuz muhakka cevaplandırıyorum…

Sevgi ile kalın…

kai_sine

Ananda'nın Feneri Asanalar0 comments

  • Duyurular

Descargar musica