Yiyin Efendiler…

Yiyin Efendiler…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Ünlü şair Tevfik Fikret’in unutulmaz mısraları, bu şiirin tamamı her he kadar, her döneme uyan politik bir mesaj ise de biz bugün işin yemek; doyuncaya, aksırıncaya,tıksırıncaya kadar yemek kısmına yoga felsefesi açısından bakalım, diyetisyen değiliz, hekim değiliz böyle bir iddiamız da yok, sadece yoganın belli basit kavramları ışığında yemek işine bakalım.

fruits-and-veggiesPek çok defalar söylemiş 10 temmuz 2010 tarihli yazimda da bunun hikayesini anlatmıştım, yıllar önce kıymetli hocam Swami Krishnanda bana şöyle demişti :

“Her insan kendi avuç içi kadar pirinç ve bir o kadar mercimek ile çok rahat doyar.”

Gerçekten de yoga kurallarına uyarak yemek yemek ile hem ruh hem de bedenin sağlık ve huzur bulduğu bir gerçek. Temel olarak yoga felsefesi vejetaryen beslenme üzerine bina edilmiştir. Ancak günümüz insanı, doğduğu andan itibaren hayvani gıdalarla ve et tüketimi ile başbaşa kalmakta elbette vücut buna alışmaktadır. Dolayısı ile mesela 35 yaşından sonra verilmiş vejetaryen olma kararları bazı sıkıntılar getirmektedir. Sonradan edinilen çoğu felsefi görüş gibi iş veganlığa kadar götürülmekte buradaki bazı yanlış beslenme şekilleri nedeni ile özellikle –b12- gibi önemli eksiklikler meydana gelmektedir.

Neticede vejetaryen olmak veya olmamak sağlıklı düşünen bir kişinin kendi kararıdır, herkesin vejetaryen olmak gibi olmamak hakkı da vardır. Eğer vejetaryen iseniz, lütfen olmayanlara acaip varlıklar gibi bakma snobluğunu yapmayın, size ne, bırakın isteyen arzu ettiğini gibi yesin. Unutmayın herkes ahlak kuralları dahilinde kendi fiilinden sorumludur.images

Yogik beslenme de temel bazı kurallar , taze ve temiz malzemeler kullanmak, yediğini tam konsantrasyonda sevgi ile pişirmek, kendine yemek için gereken süreyi ayarlamak, sakin ve huzurlu bir ortamda sadece yediğine odaklanarak başlamak, yiyeceğinden fazlasını tabağına almamak, , gıdayı vücut hararetinde ağıza almak,  ağızı tamamen doldurmamak, ağıza alınan lokmayı, neredeyse sıvı haline gelene kadar çiğnemek, çala kaşık yememek ( yemeği çiğnerken çatalı, kaşığı bırakmak ), yemek bitiminde onun faydalı olacağına inanmak….

Gelelim gıdalara bildiğiniz gibi yogik anlamda, üç temel guna var, bunlar hatırlayacağınız gibi; tamas,rajas ve sattva.

Şöyle kısaca kullanacağımız gıda malzemelerinde neyi ne olduğunu hatırlayalım.

Kadim metin Bhagavat Gita yazdığı şekli ile :

“Bayat, tadsız, kötü kokulu, çok uzun süre pişmiş, artık ve saf olmayan gıdalar tamasikler tarafından sevilir”

“ Acı, ekşi, tuzlanmış, kaynamış, yanmış, yiyecekler rajasikler tarafından sevilir”

“ Yaşam ve canlığı artıran, saf, dayanıklılık veren, sağlıklı, mutluluk ve neşe veren yiyecekler sattviktir. Bunlar, iştah açıcı, gereği kadar yağlı, temel ve hoş gıdalar olup sattvikler tarafından sevilir.

 

Evet hemen şu sattvik midir? bunu yesem olur

mu ? diye soracaksınız, buradan teker teker gıda listesi vermem imkansız, ama isterseniz, google da tamas, rajas, sattva gıdalar listeleri var onlara bakabilirsiniz. Ya da, benim tavsiyem bizzat kendiniz karar verin, işte kriterler yukarıda yazılı, üstelik anadolu toprakları, sayısız faydalı gıdanın merkezi, bu bakımdan çok şanslı bir coğrafya..

Sorumluluk sizde, kendinizi sattva gıdalar konusunda uzmanlaştırın, unutmayın ne yiyorsanız “o”sunuz…

Hadi gelin bir çalışma ile devam edelim….

vegetarian-food

Öncelikle şunu belirtmeliyim, Alacağınız gıdayı kendiniz seçin ve günlük öğünlerinizin en az birini, taze taze kendiniz pişirin, yalnız veya paylaşarak yiyin. Ne kadar çok öğünü kendiniz pişirip yerseniz o derece keyif alacaksınız.

Şimdi;

Taptaze malzemelerimizi aldık, temizledik, ayıkladık, gereksiz yere uzun süre haşlamadan, kızgın yağlarda yakmadan, anlamsız ve belirsiz soslara bulamadan; en iyi niyet ve dileklerimizi tabii ki sevgimizi katarak pişirdik.

Yemeğimiz için vakit ayırdık, tv, müzik, gazete, vs. gibi dış etkenleri tamamen kendimizden ayırdık. Sohbet elbette güzeldir ama yemek süresince gereksiz konuşmalardan uzaklaştık.

Çok fazla bekletmeden ama buharı tüterken değil de yaklaşık vücut hararetinde soframıza koyduk,  tabağımızın çok dolu olmamasına özen gösterdik, oturduk, evrenin bize bahşettiği bu en güzel hediyeyi önce gözlerimizle süzdük, onu kokladık ve gözlerimizi kapattık. Ona önce şükranımızı sunduk, iyice düşündük,  kendimiz ve eğer eğer var ise onu bizimle paylaşacaklar için sağlık ve mutluluk veren bir yaşam kaynağı olmasını diledik. Belli bir inanca sahipseniz bu bir yemek duası yapın sizin tercihiniz, yeter ki yemeğinizi kutsayın ve saygı duyun.

Şimdi gözlerimizi açtık, ilk lokmayı ağzımıza koyduk, çatalımızı bırakıp,  mutluluk ve haz ile onu çiğnedik, uzun uzun, taa ki tüm lezzetini, hissedene onu, sıvı haline getirene kadar, sonra diğerlerini de sakin ve huzur içinde yedik.

Yemeğin bitiminde, midemiz dolu değil, tok ama rahat isek doğru yemişizdir…

Öğünümüz bittiğinde gene gözümüzü kapattık ve yemeğe, onu yiyebildiğimize minnettar olduk….

Bu olay yaklaşık 20 dakika sürdü, hem muhteşem bir meditasyon oldu, hem de bedenimiz canlılık ve mutlulukla doldu, bedenimiz ve zihnimiz huzur buldu….

Yoga-Diet-Yoga-and-food

Temel soru şu “yemek için mi yaşamalı, yaşamak için mi yemeli” , elbette yaşamak için ama iyi, sağlıklı, kaliteli ve mutluluk verici gıdalar ile beslenmeli….

Sağlık ve sevgi ile kalınız…

    Ananda'nın Feneri Beslenme0 comments

    Leave a Reply

    • Duyurular

    Descargar musica